Nam-ı diğer Selmini, uçların insanıdır.Siz deyin 0,5 biz diyelim 0,7… 0,9 olmadığı kesin zira biraz kırılgandır her insan kadar.Çocukken astronot, orkestra şefi,buz pateni sanatçısı ve yunus bakıcısı olmak istemiştir.Aklı selim yaşlara geldiğinde bir delilik yapıp, bilgisayar başındaki kariyerinden ;hayallerinin peşinden koşmak için kalkmıştır.Hala onu sabahları sahilde bisiklete binerken , akşamları da tiyatro sahnesinde hayallerini yakalamaya çalışırken görebilirsiniz.
7 Aralık 2015 Pazartesi
"İn" - "an"
İnanıyorum. Evet, gerçekten...Bana söylediğiniz her cümleye, her sözcüğe.
Saflıkla salaklık arasında bir çizgi var da, ne önemi var cibilliyetinin. Saf olan tarafta durmayı tercih ediyorum. Kirlenmemeye gayret göstererek. İşte bu yüzden kayboluşlarım.
Sustuklarım. Saklanmalarım.
Üzülmekten, kırılmaktan değil... Zannettiğiniz kadar narin değilim. Sadece sizi, konumlandırdığım yere yakıştıramadığımdan ...
Yine derseniz yine inanırım, hep inanırım. "İn" - "an" ..."An"ın içinde yaşadığım evime her canlı davetlidir de, kış uykusuna doyamıyorum şu ara , gözüme güneş giriyor.
İnanıyorum.
SA
07122015
13 Kasım 2015 Cuma
Fena düştüm...
Sabahları, gözlerim açılırken yaşla açılıyor, gece kapanırken yaşla kapanıyor. Arada gün içinde kimi zaman otobüste, kimi zaman yollardan geçerken, kimi zaman herhangi bir anda boğazım düğümleniyor, tutmaya çalışıyorum kendimi...Mümkünce aklımı oyalayacak bir şeylerle oyalanıyorum. Ders vermek, sahnede olmak bu yüzden çok güzel...Yüksek enerjili olmayı gerektiriyor..Ne kaldıysa diplerde çıkıyor o anlarda su yüzüne, yüzümdeki doğal olmasına gayret gösterdiğim kendime yabancı gülümsemeyle...
Yas gibi birşey... Daha önce hiç yas tutmamıştım. Gidenler olmuştu elbet de, bu defa başka. Ölüm gibi sanki. Var, ama yok. Yok, ama var. Bu yüzden zor geliyor, seni sevmeyeceğini bildiğin birini sevmeye veda etmek. Ne günah işledim de bu aşka düştüm dedirtiyor. Ya da ne sevap işledim de bu aşka düştüm.
Fena düştüm. Kalkamıyorum.
SA
13 Kasım 2015
Not : Fotoğraf Giordano'nun “Düşmek” Temalı Fotoğraf Serisi'nden
12 Kasım 2015 Perşembe
Uzak...
Üşüyor olma hali...Parmak uçlarından avucuna ve oradan tüm bedenine yayılan buz kesme hali. Havanın ısısından bağımsız. Sanki bir iç organı yok olmuş gibi...Bir parçası eksilmiş gibi...
Tanıdık mı?
Böylesi değil.
Varlığında nasıl ısınıyorduysa ruhu, yokluğuna alıştırma çabasında da o denli soğuk.
Hep bir umut barındırıyor muydu içinde? Zaman zaman...
Bu defa farklı.
Tekrar kopartılmış gibi acıyor canı...Durup dalarken gözleri, kimi zaman eşlikçisi oluyor yaşlar...
Üşüyor olma hali...Ayaklarından topuklarına, damarlarından ruhuna işleyen soğuk, sessiz kış gibi.
Kış uykusuna yatmalı belki.
Daha önce yattı mı hiç?
Böyle değil.
Ilıtmaya çalıştıkça , artık ılınmadığı anlamıştı. Oysa her defasında kendini ısıtmaya yetiyordu harı...
Bu defa başka.
Artık ılıtmaya da gücü yoktu. Tükenmiş, kopartılmıştı.
Elleri soğuk...
Damarları gri...İçinden akan yaşam sıvısı yorgun, heyecanı kayıp , mutluluğu tasarruflu.
İçinden gelen, artık gelmiyordu...Gitmişti. Nereye olduğunu bilmediği uzaklara.
SA
13 Kasım 2015
3 Kasım 2015 Salı
"Bul"maca
Zamanı unuttuğu bir yerde olmaktı hayali.
Zamansız yaşamak isterdi , o yüzden o en kısa "an"ları pek severdi.
Özgür olunurdu anlarda...Anladığını anlardı o anlarda.
Şekillenen neydi zamanla? Yaşamı mı, anılarının devamı mı?
Anılarının devamı gelsin diye beklemeyi durdurmayı öğreneli epey olmuştu.
Mutluluk an'da gizliydi.. Aslında gizlenmemişti ki... Apaçık oradaydı işte..
Hadi gör beni diyen çığlıkları duyduğunda anlamıştı, ne kadar sağır olduğunu kendine karşı.
Onu bulduğundan beridir her an ...Sadece an'dı. Mutlu olmaya yetecek kadar kısa...Mutluluğu yaşayacak kadar uzun.
Bir an'a neler sığdırabilirim diye düşünürken, anladı onu...An'ları çoğalttılar birlikte.
SA
03.11.2015
Not : Bir bulmaca nelere kadirsin...
1 Kasım 2015 Pazar
40 yıl...
Seni çok seviyorum demek istedi kadın. Diyemedi. Sustu.
Ertesi zaman, "Seni Seviyorum, Seni çok seviyorum" dedi kadın. Adam sustu.
"Taşıyordu içimden tutamadım, aşk ishali oldum herhalde" dedi kadın. Adam kahve yaptı.
"Artık tutarsın" dedi kadına.
Kadın tuttu. Sözünü. Duygusunu. Bir daha da diyemedi kimseye. 40 yıl.
Not : Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardı. Katırı olsaydı bir yere giderdi hiç olmazsa :)
Ertesi zaman, "Seni Seviyorum, Seni çok seviyorum" dedi kadın. Adam sustu.
"Taşıyordu içimden tutamadım, aşk ishali oldum herhalde" dedi kadın. Adam kahve yaptı.
"Artık tutarsın" dedi kadına.
Kadın tuttu. Sözünü. Duygusunu. Bir daha da diyemedi kimseye. 40 yıl.
Not : Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardı. Katırı olsaydı bir yere giderdi hiç olmazsa :)
25 Ekim 2015 Pazar
Abanın Kadri...
Bir gün daha geldi...
O günler tanıdıktı...Soğuktu.
Öyle olması gerekiyordu.
Uzaklaşması için...Koruması için kendini...
Kırk haramiler koşuşturmuştu yine yapacaklarını yapmak için.
Her güne bir harami.
Haram oldu mu günleri?
Hayır.
Çünkü, her ne yaşıyorsa yaşasın, bir anlamı
Bir kıymeti,
Bir sebebi vardı.
Örttü ruhunun üzerini...
Daha kalınca bir örtüyle bu defa...
Dışarısı korunaksız, soğuk,tanıdıktı.
Abanın kadri böyle günlerde bilinirdi.
SA
25.10.2015
O günler tanıdıktı...Soğuktu.
Öyle olması gerekiyordu.
Uzaklaşması için...Koruması için kendini...
Kırk haramiler koşuşturmuştu yine yapacaklarını yapmak için.
Her güne bir harami.
Haram oldu mu günleri?
Hayır.
Çünkü, her ne yaşıyorsa yaşasın, bir anlamı
Bir kıymeti,
Bir sebebi vardı.
Örttü ruhunun üzerini...
Daha kalınca bir örtüyle bu defa...
Dışarısı korunaksız, soğuk,tanıdıktı.
Abanın kadri böyle günlerde bilinirdi.
SA
25.10.2015
22 Ekim 2015 Perşembe
Tesadüf ???
Karşımıza çıkan bir insan, bir yazı, bir renk, bir doğa görüntüsü...Hiçbiri tesadüf değil.
Bu sabah birşeyler araştırırken gözüme ilişen bir yazı...Ruh eşlerini anlatıyordu. Semptomlar doğruysa...Geriye kalan tek bir şey var... O da zamanda gizli.
" Bütün hayat boyunca birbirinizi aradığınız duygusu.
Diğerinin varlığından kaynaklanan derin bir rahatlama ve içsel tatmin olma hali.
Diğerinin varlığından kaynaklanan derin bir rahatlama ve içsel tatmin olma hali.
Son görüşmeden ya da son temas kurmadan sonra geçen zamandan bağımsız olarak, hissedilen kesintisiz bir devamlılık duygusu.
Arada ayrılığa, zamana, uzaklığa hatta ölüme bile dayanacak bir bağ olduğuna güven ve inanç.
Neredeyse tamamen benzer bir şekilde gerçek benliklerin karşılıklı olarak bilindiği, anlaşıldığı ve değer gördüğüne dair sarsılmaz bir inanç. Dünyaya aynı perspektiften bakmak.
Arada ayrılığa, zamana, uzaklığa hatta ölüme bile dayanacak bir bağ olduğuna güven ve inanç.
Neredeyse tamamen benzer bir şekilde gerçek benliklerin karşılıklı olarak bilindiği, anlaşıldığı ve değer gördüğüne dair sarsılmaz bir inanç. Dünyaya aynı perspektiften bakmak.
Birbirinin düşüncelerini esrarengiz bir şekilde algılama ve birbirine yansıtma ve istemeden de diğerinin duygularını deneyimleme.


Sessizlikte rahatlık bulma, kelimeler olmadan zihinlerin birbirini sarması.
Birbirini kandıramama, manipüle edememe…. Zaman zaman huzursuzluk ve aynı zaman da heyecan getiren, kaçınılmaz bir incinirlik, gizlenememe, savunmasız kalma durumu…
Ne zaman istese ve ihtiyaç duyulsasa kolayca sağlanabilen, duygusal bariyerlerin olmadığı derin bir samimiyet. Diğer insanları dışlama eğilimi, çok fazla yalnız kalmanın getirdiği aşırı yüklenme ve tükenme eğilimi.
Ya garip bir şekilde çatışmadan kaçınma ya da toksik ruh eşlerinde benzerliklere dayalı ya da karşı konulmaz bir şekilde birbirine çekilmeye rağmen bu benzerlikleri inkar etmeye dayalı içsel bir çatışma.
Rasyonel bir şekilde açıklanması imkansız tuhaf bir ortaklık duygusu. Buna yüksek oranda tesadüfler eş zamanlılık ve diğer benzer şeyler de eşlik edebilir.
İlişkinin niteliklerini ve önemini diğer insanlara tarif etmekte güçlük çekme. Diğer insanların ilişkinin özünü anlayamasalar bile ilişki konusunda farkındalık ve tepkiye sahip olması.
Bir ya da birden fazla ruh eşiyle daha olgun yaşta karşılaşma olasılığı. Daha ileri bir yaşta deneyimlenen bir ruh eşi ilişkisinde ilişkiyi yürütmek için duygusal olgunluk olasılığının yüksek olması.
Ruh eşinizi kendinizi ‘evinizde’ hissettiğiniz yerlerde bulma olasılığınızın artması.
Ruh eşi deneyiminin iki insan arasındaki benzerliklerinin derinliğin ve karmaşılıklığının artmasıyla daha da derinleşmesi ve sürmesi.
AYNI KLANDAN OLMAK!..
Aynı klandan olma nitelikleri benzerlikler arttıkça artar.
Bu duygu özellikle hem içsel hem de dışsal ortaklıklar varsa çok daha fazla kuvvetlenir.
DIŞ BENZERLİKLER….
Aynı cinsiyet, yaş, etnik özellikle ya da diğer fiziksel özellikler…
Benzer dini eğitim, gidilen okullar, büyütülen yerler ya da kültürde, geçmişte ya da tarihte benzer özellikler…
Aynı aile uğraşları, ilgileri, ev seçimi, boş zaman uğraşları, benzer hayat biçimi seçimleri…
Benzer iş projeleri, iş yetenekleri, kariyer amaçları ya da diğer benzer işyeri özellikleri…
İÇSEL BENZERLİKLER…
Aynı mizah duygusu, benzer şeyleri sevmek ve sevmemek, yakınlık, obsesyon ya da stilde, karakterde ve kişilikte diğer benzer tutumlar…
Değişimlere, krizlere, yeni fikirlere, kararlara, problem çözmeye ve diğer meydan okuyan faktörlere benzer şekilde yaklaşma.
Aynı düzeyde rekabet duygusu, amaç, risk alma, mükemmeliyet talebi, büyük düşünme ya da iş ya da kariyerde benzer tutumlar…
Aynı felsefik, politik ve ruhsal inançlar, diğer değerler, amaçlar ve hayattaki öncelikler…
RUH EŞİ OLMAYAN GELENEKSEL ÇİFTLERİN ÖZELLİKLERİ…
Zamanla yitirilen romantizm…
Bilinçli olarak seçilmiş ve düzenli olarak yenilenmesi gereken bir taahhüt duygusu…
Bazı tutumların değişmesini isteme, bazı kusurlara gönülsüzce razı olma…
Birbiriyle iletişimi anlama ve öğrenme ihtiyacı…
Partnerinde bilinmeyen bir şey olduğunu hissetme ve bazı şeyleri söylememeyi tercih etme…
Ana sorunlarındaki anlaşmazlıkların ciddi tartışmalara dönüşmesi.
Kıskançlık ve güvensizlik potansiyeli…
Ortaklıkları keşfetmeye ve ortaya koymaya karşı bir direniş, birliktelik izin zaman koyma…
Seksin yakınlaşma için kullanılması, zaman zaman meydana gelen birlik duygusunun seks sırasında yakalanması…
RUH EŞLERİ…
Ne zaman istese ve ihtiyaç duyulsasa kolayca sağlanabilen, duygusal bariyerlerin olmadığı derin bir samimiyet. Diğer insanları dışlama eğilimi, çok fazla yalnız kalmanın getirdiği aşırı yüklenme ve tükenme eğilimi.
Ya garip bir şekilde çatışmadan kaçınma ya da toksik ruh eşlerinde benzerliklere dayalı ya da karşı konulmaz bir şekilde birbirine çekilmeye rağmen bu benzerlikleri inkar etmeye dayalı içsel bir çatışma.
Rasyonel bir şekilde açıklanması imkansız tuhaf bir ortaklık duygusu. Buna yüksek oranda tesadüfler eş zamanlılık ve diğer benzer şeyler de eşlik edebilir.
İlişkinin niteliklerini ve önemini diğer insanlara tarif etmekte güçlük çekme. Diğer insanların ilişkinin özünü anlayamasalar bile ilişki konusunda farkındalık ve tepkiye sahip olması.
Bir ya da birden fazla ruh eşiyle daha olgun yaşta karşılaşma olasılığı. Daha ileri bir yaşta deneyimlenen bir ruh eşi ilişkisinde ilişkiyi yürütmek için duygusal olgunluk olasılığının yüksek olması.
Ruh eşinizi kendinizi ‘evinizde’ hissettiğiniz yerlerde bulma olasılığınızın artması.
Ruh eşi deneyiminin iki insan arasındaki benzerliklerinin derinliğin ve karmaşılıklığının artmasıyla daha da derinleşmesi ve sürmesi.
AYNI KLANDAN OLMAK!..
Aynı klandan olma nitelikleri benzerlikler arttıkça artar.
Bu duygu özellikle hem içsel hem de dışsal ortaklıklar varsa çok daha fazla kuvvetlenir.
DIŞ BENZERLİKLER….
Aynı cinsiyet, yaş, etnik özellikle ya da diğer fiziksel özellikler…
Benzer dini eğitim, gidilen okullar, büyütülen yerler ya da kültürde, geçmişte ya da tarihte benzer özellikler…
Aynı aile uğraşları, ilgileri, ev seçimi, boş zaman uğraşları, benzer hayat biçimi seçimleri…
Benzer iş projeleri, iş yetenekleri, kariyer amaçları ya da diğer benzer işyeri özellikleri…
İÇSEL BENZERLİKLER…
Aynı mizah duygusu, benzer şeyleri sevmek ve sevmemek, yakınlık, obsesyon ya da stilde, karakterde ve kişilikte diğer benzer tutumlar…
Değişimlere, krizlere, yeni fikirlere, kararlara, problem çözmeye ve diğer meydan okuyan faktörlere benzer şekilde yaklaşma.
Aynı düzeyde rekabet duygusu, amaç, risk alma, mükemmeliyet talebi, büyük düşünme ya da iş ya da kariyerde benzer tutumlar…
Aynı felsefik, politik ve ruhsal inançlar, diğer değerler, amaçlar ve hayattaki öncelikler…
RUH EŞİ OLMAYAN GELENEKSEL ÇİFTLERİN ÖZELLİKLERİ…
Zamanla yitirilen romantizm…
Bilinçli olarak seçilmiş ve düzenli olarak yenilenmesi gereken bir taahhüt duygusu…
Bazı tutumların değişmesini isteme, bazı kusurlara gönülsüzce razı olma…
Birbiriyle iletişimi anlama ve öğrenme ihtiyacı…
Partnerinde bilinmeyen bir şey olduğunu hissetme ve bazı şeyleri söylememeyi tercih etme…
Ana sorunlarındaki anlaşmazlıkların ciddi tartışmalara dönüşmesi.
Kıskançlık ve güvensizlik potansiyeli…
Ortaklıkları keşfetmeye ve ortaya koymaya karşı bir direniş, birliktelik izin zaman koyma…
Seksin yakınlaşma için kullanılması, zaman zaman meydana gelen birlik duygusunun seks sırasında yakalanması…
RUH EŞLERİ…
Aşk duygusunun zamanla artması ve derinleşmesi…
Birlikte olmanın kaçınılmaz bir sonuç, inkar edilemez bir hal olduğunun kabul edilmesi.
Kusurlar dahil olduğu gibi değer ve kabul etme ve görme.
Çaba harcamaksızın bir iletişim, anlayış ve altıncı duyuyla algılama…
Her iki tarafın da içsel olarak gerçeğin saklanamayacağını, önlenemeyeceğini bilme duygusunu hissetmesi.
Sayısı fazla olmayan temel anlaşmazlıkların sadece eğlence amaçlı tartışılması..
Kimsenin rekabet edemeyeceği derin bir bağın varlığı.
Farklılıklara saygı gösterme, bu farklılıkları ayrı yaşama konusunda zaman tanıma.
Seks sırasında akışta hissedilen kesintisiz bir ‘birlik’ duygusu. "
Birlikte olmanın kaçınılmaz bir sonuç, inkar edilemez bir hal olduğunun kabul edilmesi.
Kusurlar dahil olduğu gibi değer ve kabul etme ve görme.
Çaba harcamaksızın bir iletişim, anlayış ve altıncı duyuyla algılama…
Her iki tarafın da içsel olarak gerçeğin saklanamayacağını, önlenemeyeceğini bilme duygusunu hissetmesi.
Sayısı fazla olmayan temel anlaşmazlıkların sadece eğlence amaçlı tartışılması..
Kimsenin rekabet edemeyeceği derin bir bağın varlığı.
Farklılıklara saygı gösterme, bu farklılıkları ayrı yaşama konusunda zaman tanıma.
Seks sırasında akışta hissedilen kesintisiz bir ‘birlik’ duygusu. "
* Yazı http://www.soulsofthemoon.com sitesinden alıntıdır.
5 Ekim 2015 Pazartesi
Doğal sEleksiyon
İnsan oğlu akıyor, oradan buraya, buradan oraya...Nereden nereye diyor kendince kimi zaman. Zamanla eş zamanlı , hayatlarımız da akıyor..Eşlik eden insanlar, mekanlar, zaman...Bizler de akıyoruz..Ne de olsa dünyanın da, insan bedeninin de çoğu su...
Yaşam devam ederken, bazı şeyleri durdurmak istesek de gün geliyor ve buna karşı koyamıyoruz. Çünkü yine akıyor...Durdurmaya çalıştıkça, debisi artıyor. Akışa teslimiyet gerek.
Doğada hayatta kalmak zor mu kolay mı, bunun tartışmasına girmeyeceğim ancak hayat akarken karşımıza çıkan olaylar, insanlar, eşyalar, bitkiler eleniyor...Neye göre eleniyor? Kadere göre mi? Seçimlerimize göre mi? Yoksa kader denilen şey aslında seçimlerimiz mi? Seçimlerimizi yöneten mi kader yoksa ? Buna da girmeyeceğim.
Tek bildiğim, doğal sEleksiyon doğanın her yerinde...
Bir elek gibi , üzen yoran, boşa vakit harcattıran, enerjimizi alan her ne varsa eliyor. Bizi olgunlaştırdıktan sonra ya kendinin ya da bir başkasının ihtiyacına göre elekten geçirip o miniminnacık tellerinden , hücrelerinden, her ne ise hayalinizdeki elek, gönderip uzaklaştırıyor..
Kalan sağlar bizimse, yaşasın Doğal Seleksiyon.
05.10.2015
SA
30 Eylül 2015 Çarşamba
Taş Devri
İhaneti gördüm dedi..
Ardına bakmadan gidenleri...
Sever gibi yapanları...
Mış gibi yaşayan nicelerini...
Yorgun düştüm..
"Elimi uzatacak halim yok artık" dedi...
Kimsenin de hal hatır kıymet bilecek samimiyeti...
Herkes kendi derdinde, herkes kendi evinde, kendiyle...
Devir devretmişti , bi sonraki devre kadar beklemedeydi..Devre arasında patlamış mısır patlattı, seyre daldı halleri...Devir daimleri...
SA
30.09.2015
14 Eylül 2015 Pazartesi
Her son bir başlangıçtır.
Hayatın dilimlerini tüketmek miydi yaşamak.Yoksa ağır ağır tadına varmak mıydı? Kimi Tazmanya Canavarı misali yerken dilimleri, kimiyse ucundan bir ısırık alıp tadına varıyordu. Önünde sonunda bitiyordu o dilimler...Acısıyla, tatlısıyla...
Ve bazen duygularla hareket ettiğimiz, düşlediğimiz, sürüklendiğimiz anlar gerçekleşemeyince mantıkla son vermeye çabalıyorduk kalan o son kırıntıları ( ya da kimine göre kalan o koca pastayı ) apar topar yok etmeye çalışarak...
Bazen de mantıkla verdiğimiz bir karar, duyguya dönüşebiliyordu ansızın...
Ne tuhaftı hayat...
SA
14.09.2015
31 Ağustos 2015 Pazartesi
Son
Bugün son gün. Yaz'ın son günü. Yaz mevsiminin ilk günüyle sevinçlenir, son günüyle hüzünlenirdi. Yaz'a veda ederken kimi duygularına da veda etmenin vaktinin gelmiş olması hüzünlendiriyordu onu aslında. Dün gece dolunay vardı. Her defasında söylüyordu ama, her defasında duymazdan geliyordu. Kendini kapatalı olmuştu epey. Yeni insanlara, tanışıklıklara...Eski kafalıydı. Ömrü, yan yana yürüyerek paylaşmayı arzu ederdi hep "bir" kişiyle. Duygularıyla hareket ettiğinde ruhu coşar ve çocuk gibi olur/du. Tutamaz/zdı içinden geçenleri, söyleyiverirdi..Otokontrol sıfır :)
Mantıkla hareket edince de mutlu olamıyor/du Akışa teslim olamıyor/du.
Durdu, düşündü.
Yalnızlık ömür boyuydu :)
SA
31.08.2015
Mantıkla hareket edince de mutlu olamıyor/du Akışa teslim olamıyor/du.
Durdu, düşündü.
Yalnızlık ömür boyuydu :)
SA
31.08.2015
14 Ağustos 2015 Cuma
Dank!
Bir an geldi ve "dank"etti.
Kendisini aslında hiç dinlemediğini anladı.
Vazgeçmek bir kararsa; her şeye rağmen , vaz geçti.
Savaşa tanklarla gidilirmiş. Mantık ve duygularıyla olan savaşa " dank" larla gitti.
SA
13.08.2015
Çanakkale
11 Ağustos 2015 Salı
Aynı...
Aynı gökyüzünü paylaşıyoruz
Farklı yerlerde...
ve ben şimdi yalnızlığımı izliyorum yıldızlara
bakıp...
Ya sen?
SA
29.07.2008
( Eskilerden...)
Farklı yerlerde...
ve ben şimdi yalnızlığımı izliyorum yıldızlara
bakıp...
Ya sen?
SA
29.07.2008
( Eskilerden...)
Minik mor kelebek...
Mutluluğun tanımı zamanla dönüşüyormuş. Az önce köpeğimizi dışarı çıkardım. Dolaşırken, birden bire mor minik bir kelebek gördüm çimenin üzerinde..O anki mutluluğum tarifsiz. Bir süre izledim, eğildim yaklaşmaya çalıştım yanına, yüzeyindeki detayları kazıdım zihnime..Sonra köpeğim başka bir yere yöneldi..Meğer bu mor minik kelebekler arkadaşlarıyla beraber hareket ediyorlarmış. Birbirleri etrafında uçarak sanki bir dans şöleni sundular.
30'lu yaşların ortasını deneyimlediğim şu günlerde, mutluluk tanımımın dönüştüğünü görüyorum.
20' lerde bir insan mutlu edebilirken, 30'larda mutlu edebilen tek insanın kendim olduğumu fark ediyorum.
Doğaya teslim olmak gerekiyor mutlak mutluluk için...İzlemek...Koklamak..Görmek...Hissetmek...Yaşamak...
Zamanla insan kendini daha da mı korumaya alıyor insan oğluna karşı..Gördükçe, izledikçe, hissettikçe, yaşadıkça. Kimbilir? Bu da benim kendimi koruma yöntemim belki de...
Not: Bu arada tam da bu yazıyı yazarken haber geldi..İptal olan turnemize gidiyoruz.
Çanakkale'ye...Oraya en son 21 yaşımdayken asker ziyareti için sırt çantamı alıp tek başıma otobüsle gitmiştim günübirlik. Ne büyük aşk...
Aşkın tanımı da 20' ler ve 30'lar arasında değişiyormuş. Şimdilerde büyük aşk mesleğim...Yani yol yine aşka doğru...
Bu yolculuklar bir yandan da içime olan yolculuklar oluyor...Ne tuhaf.. Her neyse..
Büyümek tuhaf şey...
SA
11.08.2015
10 Ağustos 2015 Pazartesi
22 saniye...
Sığamıyorum..Hiç bir yere sığamıyorum...
Sabahtan beridir yapacağım kimi işlerim var..Makineye çamaşır koymak, odamı toplamak, kahvaltı etmek, kahve içmek, okuduğum kitaba kaldığım yerden devam etmek, belki metotdan bir iki parçaya bakıp çalmayı denemek...Çamaşır ile başlayayım dedim..Annemin ricası, malum ev işleriyle pek hoşlaştığım söylenemez.Önce içindekileri kurutacaktım..Yaz ayındayız kurutma makinasını boşa çalıştırmayayım diye düşünüp eski usul asmaya karar verdim. Bu arada bunu müzik eşliğinde yapayım istedim..Bir banyoya, bir odama gittim. Müziğimi açtım. İki çamaşır asıp, gelip müziği değiştirdim. Sonra yıkanacakları makineye doldurup kahvaltı hazırlamaya giriştim. Bir yandan da aklımda yazı yazmak fikri vardı. Yarın turneye çıkacağımızdan kıyafetleri halletmeli, odamı toparlamalı, yanıma alacaklarımı listelemeli ve ufaktan hazırlamaya başlamalıydım. Yağmur yağıyordu. Sadece durup yağmuru izlemek , dinlemek istedim. Huzursuzluk bu ya, bir oturuyorum balkona yağmuru izlemeye, 22 saniye sonra kalkıyorum kahvaltı tabağı hazırlamaya...Yağmur eşliğinde kahvaltı yaparken, film mi açsam dedim, sonra vazgeçtim yaz yağmuru var dışarda tadını çıkarmalı...Kahvaltım biterken Masal Terapi kitabından totem yapayım istedim.. " Doğru zamanı bekle" diyordu. Bu pür telaş halim niyeydi... Bu huzursuzluk.. Derken telefonum çaldı.. Turnemiz, oyunlarımız iptal olmuş! Huzursuzluğuma bin kat daha huzursuzluk eklenirken ülkemizde birşeyler için çabalamanın ne kadar da anlamsız ama bir o kadar da ne kadar da gerekli olduğu "DOYNK!" diye oturdu içime... Bir Türk kahvesi yaptım...İçine muzlu süt koydum. Hiç güzel olmadı...Eski usul tekrar yaptım. Yağmur dindi. İçimde hala fırtınalar kopuyor.
Sığamıyorum.
Huzursuzum.
Kahvenin telvesinde çıkacak abidik gubidik şekillerde anlam arayacağım.
İnsanlar ölüyor, öldürüyor. 22 saniyede can veriyor bedenler. İçim sıkılıyor. Ağlamak istiyorum. Anlatmak istiyorum. Sanatı durduruyorlar. Çürüyorum.
SA
10.08.2015
Sabahtan beridir yapacağım kimi işlerim var..Makineye çamaşır koymak, odamı toplamak, kahvaltı etmek, kahve içmek, okuduğum kitaba kaldığım yerden devam etmek, belki metotdan bir iki parçaya bakıp çalmayı denemek...Çamaşır ile başlayayım dedim..Annemin ricası, malum ev işleriyle pek hoşlaştığım söylenemez.Önce içindekileri kurutacaktım..Yaz ayındayız kurutma makinasını boşa çalıştırmayayım diye düşünüp eski usul asmaya karar verdim. Bu arada bunu müzik eşliğinde yapayım istedim..Bir banyoya, bir odama gittim. Müziğimi açtım. İki çamaşır asıp, gelip müziği değiştirdim. Sonra yıkanacakları makineye doldurup kahvaltı hazırlamaya giriştim. Bir yandan da aklımda yazı yazmak fikri vardı. Yarın turneye çıkacağımızdan kıyafetleri halletmeli, odamı toparlamalı, yanıma alacaklarımı listelemeli ve ufaktan hazırlamaya başlamalıydım. Yağmur yağıyordu. Sadece durup yağmuru izlemek , dinlemek istedim. Huzursuzluk bu ya, bir oturuyorum balkona yağmuru izlemeye, 22 saniye sonra kalkıyorum kahvaltı tabağı hazırlamaya...Yağmur eşliğinde kahvaltı yaparken, film mi açsam dedim, sonra vazgeçtim yaz yağmuru var dışarda tadını çıkarmalı...Kahvaltım biterken Masal Terapi kitabından totem yapayım istedim.. " Doğru zamanı bekle" diyordu. Bu pür telaş halim niyeydi... Bu huzursuzluk.. Derken telefonum çaldı.. Turnemiz, oyunlarımız iptal olmuş! Huzursuzluğuma bin kat daha huzursuzluk eklenirken ülkemizde birşeyler için çabalamanın ne kadar da anlamsız ama bir o kadar da ne kadar da gerekli olduğu "DOYNK!" diye oturdu içime... Bir Türk kahvesi yaptım...İçine muzlu süt koydum. Hiç güzel olmadı...Eski usul tekrar yaptım. Yağmur dindi. İçimde hala fırtınalar kopuyor.
Sığamıyorum.
Huzursuzum.
Kahvenin telvesinde çıkacak abidik gubidik şekillerde anlam arayacağım.
İnsanlar ölüyor, öldürüyor. 22 saniyede can veriyor bedenler. İçim sıkılıyor. Ağlamak istiyorum. Anlatmak istiyorum. Sanatı durduruyorlar. Çürüyorum.
SA
10.08.2015
8 Ağustos 2015 Cumartesi
(S)onsuzluk...
"Hiç bir yere varamayacağını bildiğim halde, ondan vazgeçemiyorum" dedim.
"Bembeyaz sevda; kalbini, beynini, ruhunu sarıp sarmalamış demek ki" dedi.
"Bembeyaz kalması için belki de artık vazgeçmeliyim." dedim.
"Dünyaya neden geldiğini sorguladın yıllarca, "on"lu yada (s)onsuz "tek" başınalığınla "yüz"leş" dedi.
Matematikten soğudum resmen!
SA
08.08.2015
5 Ağustos 2015 Çarşamba
Problem...
Havuz problemleri, işçi problemleri derken aslında öğrencinin karşısına bir de aşk problemleri çıkartmak gerekiyor. İki ya da üç bilinmeyenli denklemi çözmeyi öğrenip, çok bilinmeyenli denklemde afallamak işten bile değil. Süreçte nelerin bilinip , nelerin bilinmeyen olduğu zamanlarda, çözüm, eşittir zaman oluyor.
O halde;
∞ ( x+y+z+d+e+f+p+.....n ) = t
diyebilir miyiz?
Bir havuzun kaç musluk doldurduğundan ziyade;
"O benim onun ruh eşi olduğumu düşünüyor.
Ben , bir başkasınin eş ruhum olduğunu biliyorsam.
Ve eş ruhum bir başkasına benzer hisler besliyorsa...
Büyük kavuşma ne zaman gerçekleşir?" sorusuna yanıt aramak daha gerçekçi olmaz mıydı?
Zincirleme trafik kazası gibi...
Ne uzaklaşabiliyorlar birbirlerine, ne de yaklaşabiliyorlar...
Belki, bir katalizör lazım. Tepkimeden zarar almadan çıkacak, olayın seyrini değiştirecek...Bu katalizör yine "zaman" mı peki?
Tamam da zaman, dünyaya has bir gerçeklik.
Ruhani boyutta hissedilen duyguları, dünyevi bir kavrama bağlamak ne saçma!
Bunların hepsi saçma!
Aman ha, kırıntıları ortaya saçma!
Devreler yandı gene!!!
Devlerin aşkı büyük olur!
Kızını devmeyen dizini dever!
Dev , devre kara gün içindir!
Dev-inim!
Ömür boyu Devr-i Alem!
Nokta
.
SA
05.08.2015
O halde;
∞ ( x+y+z+d+e+f+p+.....n ) = t
diyebilir miyiz?
Bir havuzun kaç musluk doldurduğundan ziyade;
"O benim onun ruh eşi olduğumu düşünüyor.
Ben , bir başkasınin eş ruhum olduğunu biliyorsam.
Ve eş ruhum bir başkasına benzer hisler besliyorsa...
Büyük kavuşma ne zaman gerçekleşir?" sorusuna yanıt aramak daha gerçekçi olmaz mıydı?
Zincirleme trafik kazası gibi...
Ne uzaklaşabiliyorlar birbirlerine, ne de yaklaşabiliyorlar...
Belki, bir katalizör lazım. Tepkimeden zarar almadan çıkacak, olayın seyrini değiştirecek...Bu katalizör yine "zaman" mı peki?
Tamam da zaman, dünyaya has bir gerçeklik.
Ruhani boyutta hissedilen duyguları, dünyevi bir kavrama bağlamak ne saçma!
Bunların hepsi saçma!
Aman ha, kırıntıları ortaya saçma!
Devreler yandı gene!!!
Devlerin aşkı büyük olur!
Kızını devmeyen dizini dever!
Dev , devre kara gün içindir!
Dev-inim!
Ömür boyu Devr-i Alem!
Nokta
.
SA
05.08.2015
31 Temmuz 2015 Cuma
Büyüyünce anlarsın...
Duygu değişir mi? diye sordu.
"Hayır" dedi, bazen dönüşür.
"Nasıl yani? Suyun , buhara dönüşmesi gibi mi?"
"Hayır" dedi. "Havanın içine ruhun karışması gibi...Büyüyünce anlarsın."
O günden sonra hiç büyümek istemedi. Çocuk kaldığında kendince anlamlandırdıklarına inanmak hep daha kolaydı. Hayal dünyasında isterse onu görür, isterse onunla konuşabilirdi.
Göremese de…Dokunamasa da…
Çocuksa , hissedebilirdi..
Büyükler , hislerini aldırmış gibi davranıyorlardı.
"Aya baktım seni gördüm, sana baktım beni gördüm" derken çocuk,
Büyükler ;
"Aya baktım seni gördüm, sana baktım ayı gördüm" diyebiliyorlardı.
Kütüphanesinden bir kitap çekti rastgele..Özdemir Asaf düştü gözlerine...Gözü kapalı bir sayfa açtı ve ;
"Bir şey kaldı gecelerden birinde
Senden.
Öncesinde bilinmemiş birşey,
Silinmez bir ses gibi giden…
Kelimelerden büyük, kelimelerin içinde,
Bir şey kaldı senden
Yaşamaları'ın arasında kaçamaklı.
Veriliş rengi başka, alınış rengi başka…
Söylemeye vakit kalmadan
Dudakların altına bırakılmış bir şey.
Karanlıkların tam ortasında bir kırmızı nokta…
Gözlerce pırıl pırıl, ellerce saklı.
Bir şey kaldı , bir denizin kıyısında senden,
Bakışlarla yüklü, söylemelerle sessiz…
Seninle dolu, seninle sensiz birşey…
Arandıkça bulunmamış yıllar yılı,
Bulundukça aramaklı."
…
SA
31 Temmuz 2015
Niğde
* Şiir ; Özdemir Asaf' a aittir.
"Hayır" dedi, bazen dönüşür.
"Nasıl yani? Suyun , buhara dönüşmesi gibi mi?"
"Hayır" dedi. "Havanın içine ruhun karışması gibi...Büyüyünce anlarsın."
O günden sonra hiç büyümek istemedi. Çocuk kaldığında kendince anlamlandırdıklarına inanmak hep daha kolaydı. Hayal dünyasında isterse onu görür, isterse onunla konuşabilirdi.
Göremese de…Dokunamasa da…
Çocuksa , hissedebilirdi..
Büyükler , hislerini aldırmış gibi davranıyorlardı.
"Aya baktım seni gördüm, sana baktım beni gördüm" derken çocuk,
Büyükler ;
"Aya baktım seni gördüm, sana baktım ayı gördüm" diyebiliyorlardı.
Kütüphanesinden bir kitap çekti rastgele..Özdemir Asaf düştü gözlerine...Gözü kapalı bir sayfa açtı ve ;
"Bir şey kaldı gecelerden birinde
Senden.
Öncesinde bilinmemiş birşey,
Silinmez bir ses gibi giden…
Kelimelerden büyük, kelimelerin içinde,
Bir şey kaldı senden
Yaşamaları'ın arasında kaçamaklı.
Veriliş rengi başka, alınış rengi başka…
Söylemeye vakit kalmadan
Dudakların altına bırakılmış bir şey.
Karanlıkların tam ortasında bir kırmızı nokta…
Gözlerce pırıl pırıl, ellerce saklı.
Bir şey kaldı , bir denizin kıyısında senden,
Bakışlarla yüklü, söylemelerle sessiz…
Seninle dolu, seninle sensiz birşey…
Arandıkça bulunmamış yıllar yılı,
Bulundukça aramaklı."
…
SA
31 Temmuz 2015
Niğde
* Şiir ; Özdemir Asaf' a aittir.
21 Haziran 2015 Pazar
Gündelik üstü olmak & Gülümsemek üzerine...
Az önce Gülümsemek başlıklı bir yazı yazma kıpırtıları belirdi zihnimde, kıvılcımlar çakmaya başladı . Kıvılcımlar sönmeden, ne çıkarsa iz olsun kağıda derken, annem seslendi içeriden..
Selmiiiin, gelseneee harika bir program vaaaar..
TV'de Ayla Algan ile ev sohbeti vardı ve ne yazık ki sonuna denk gelebildim. Çocukken Şehir Tiyatroları'nda yaptığımız dersler geldi hatırıma, an'lar…Çekingen bir çocuktum ve çember içerisinde otururken beni bir hikaye anlatmam için çember ortasına aldıklarında çok utanmış, yere bakarak hikayeyi anlatmaya çabalamıştım..Öyle güzel bir örmek vermişti ki Ayla Algan, devekuşu kafasını toprağa gizler kendinin gorünmediğini sanar diyerek..7 yaşlarındaydım..Hala kulağımda çınlar..
Bugün dediği cümle ; son 7 dakikadır kulağımda çınlıyor.."Gündelik üstü olmak"..Yaratıcı olmak. Bu illa ki sanatçı olmayı gerektirmiyor, diyordu.. Sezer nenemin lahana dolması ve çilavı hala akıllardaysa ölümsüz olmuştu bile…
Gün içersinde yaşamlarımızda ne çok şey akıyor, zamanla paralel..Son birkaç senedir yaptığım herşeyde bunu yakalamaya çalıştığımı fark ettim. Düzenlerden feragat etmek, aslında bir nevi özgürleşmek..Gündelik üstü olmayı deneseniz ya…Kendiniz için…
Günümüz insanının gözlerine baktığımda neler görüyorum..Kendini ispat etme çabası, kendini övme, kendi reklamını yapma..İnsan bir ürün mü ki reklamı olsun…Ya da insan hayatı matematik formülleriyle ya da mantıkla açıklanabilir mi ki ispatı olsun…
Herneyse…
Bu aralar bolca gülümsüyorum.
SA
21.06.2015
Selmiiiin, gelseneee harika bir program vaaaar..
TV'de Ayla Algan ile ev sohbeti vardı ve ne yazık ki sonuna denk gelebildim. Çocukken Şehir Tiyatroları'nda yaptığımız dersler geldi hatırıma, an'lar…Çekingen bir çocuktum ve çember içerisinde otururken beni bir hikaye anlatmam için çember ortasına aldıklarında çok utanmış, yere bakarak hikayeyi anlatmaya çabalamıştım..Öyle güzel bir örmek vermişti ki Ayla Algan, devekuşu kafasını toprağa gizler kendinin gorünmediğini sanar diyerek..7 yaşlarındaydım..Hala kulağımda çınlar..
Bugün dediği cümle ; son 7 dakikadır kulağımda çınlıyor.."Gündelik üstü olmak"..Yaratıcı olmak. Bu illa ki sanatçı olmayı gerektirmiyor, diyordu.. Sezer nenemin lahana dolması ve çilavı hala akıllardaysa ölümsüz olmuştu bile…
Gün içersinde yaşamlarımızda ne çok şey akıyor, zamanla paralel..Son birkaç senedir yaptığım herşeyde bunu yakalamaya çalıştığımı fark ettim. Düzenlerden feragat etmek, aslında bir nevi özgürleşmek..Gündelik üstü olmayı deneseniz ya…Kendiniz için…
Günümüz insanının gözlerine baktığımda neler görüyorum..Kendini ispat etme çabası, kendini övme, kendi reklamını yapma..İnsan bir ürün mü ki reklamı olsun…Ya da insan hayatı matematik formülleriyle ya da mantıkla açıklanabilir mi ki ispatı olsun…
Herneyse…
Bu aralar bolca gülümsüyorum.
SA
21.06.2015
11 Haziran 2015 Perşembe
Tanı...
Diyor ki Rollo May;
“Geçmişte kendimizi yönlendirdiğimiz
eski mitler ve simgeler yok artık ; kaygı kol gezmekte ve biz, birbirimize
sıkıca sarılıp, hissettiklemizin aşk olduğuna kendimizi ikna etmeye
çalışıyoruz. İrademizi kullanmıyoruz , çünkü bir şeyi veya kişiyi seçersek diğerini
kaybedeceğimizden korkuyoruz ve kendimizi şansımızı denemeyecek kadar güvensiz
hissediyoruz.”
Durdum ve düşündüm..Aklıma ilk gelen
cümle “Denize düşen yılana sarılır” atasözü oldu.
Deniz; yüzme bilmiyorsak eğer
düştüğümüzde bizi zorlayabilecek, içinde çırpınacağımız , yaşam savaşı
vereceğimiz fakat yaşadığımız dünyanın olmazsa olması su birikintisi..
Yüzme
biliyorsak ( ki her canlının genlerinde hayatta kalma adına yüzebilmek için gerekli bilginin olduğunu düşünüyorum ) şayet, keyfine varacağımız hatta evrenle bütün olacağımız anları
yaşayabileceğimiz bir süreç aynı zamanda..
Yılan; bir hayvan..O da yaşadığımız
dünyanın bir parçası..Ve evet kimi zaman zehirli çeşitleri var, zarar verebilir
fakat insanların zarar vermeyeni var mı? Fiziksel, ruhsal ve duygusal olarak..
Denize düştüğümüzde yüzme bilmiyorsak
yılana sarılma ihtiyacı nereden kaynaklanır? Tutunacak bir dal arayışından
belki..
Kesinliğin olmadığı konuları seviyorum.Seçenekleri
de..
Konu aşk olduğunda durum değişiyor..
Bir tane “o” var. “O” kimse şayet…
Tanı : Aşk
Tanı : Aşk
Bunu tanımlamak da yaşamak da aslında
hem irade dışı ve hem de irade içi..
Hem
dışında , hem içinde olmak iradenin, kesişim kümesinde “sen” ile “o” nu
buluşturuyor aslında..
Yokmuş
gibi sevmek, varmış gibi özlemek, sarılmadan varlığını hissetmek…
Tanı
kendini…Derinliğini…
Denize
düşersen de aşk’la çırpınmalı, aşkla yüzmeli, öleceksen de aşkla ölmeli...
11.06.2015
SA
28 Mayıs 2015 Perşembe
" Hayal kırıklığı hissetmeye hakkın var "
Sabah uyandım..Birkaç zamandır sebebini bilmediğim bir huzursuzluk var içimde..Zamansız kalp çarpıntıları, nedensiz sandığım endişeler yaşıyorum.
Yapacak birkaç işimi yaptım, hazırlanacak bir program, gönderilecek mailler vs.. Derken aldım elime Masal Terapi kitabını..Hadi totem zamanı dedim kendime..Bir sayı söyledim..157…Eş zamanlı rastgele sayfa açtım..Kitabın 157. sayfasıydı karşımda duran..ve diyordu ki ;
" Hayal kırıklığı hissetmeye hakkın var "
Sahi ne zamandır hayal kurmuyordum? Kırılacak diye korktuğumdan mıydı yoksa ? Hem bu korkular da nereden çıktı böyle..Ben böyle değildim ki..Hayal kurar ve tüm hayallerimin gerçek olduğuna şahit olurdum hep..
Son dönemde ne yaşarsam yaşayayım bırakıp , uzaktan gözlüyorum..Bir yere kadar müdahale edebileceğimi bildiğimden midir, yorgunluktan mıdır?
Yooo mutsuz değilim.. Aksine küçük mutlululukları seviyorum.. Penceremden içeri dolan kuş cıvıltılarını,sabah kahvaltılarımı, yolda yürürken çiçekleri koklamayı, pusetteki bebeklerle göz göze gelip onlara göz kırpmayı, sokaktaki kedilerle konuşmayı…
Hem mutluluğun büyüğü küçüğü olmaz ki..
Hayallerin de öyle..
Hayal kırıklığı hissetmeye hakkım var.
SA
28 Mayıs 2015
25 Mayıs 2015 Pazartesi
Yalnızlığı seçmek...
Yalnızlık bir seçim midir, kader mi? Seçimlerimiz mi kaderimizi çizer, yoksa kaderimiz mi seçimlerimizi belirler?
Hayatımın son şu son 2,5 yılı kendini tanıma, derinleşme ve aydınlanma çağı gibi..
Bir süredir de yıkım yaşıyorum.. Bu yıkım ölçülebilir, her hafta gözle görülebilen bir yıkım..Kimi zaman yakın arkadaşlarımın dahi seni gördüm ama ilk bakışta tanıyamadım dediği türden bir değişime sebebiyet veren bir yıkım. Birşeyler yıkılıp atıldıkça vücudumdan, ruhum dolanacak alan buluyor kendine...Daha çok düşünüyorum, ve daha çok cevap buluyorum.
Yalnızlığımın 8. yılını kutlamaya az kaldı.. Kutlanacak birşey mi diye sorsanız cevabını ben de bilmiyorum..Fakat şunu biliyorum ki ; hayatıma, yaşamıma, özüme değecek kişiyi bekliyorum. Değmek "değer" anlamında değil elbet..Dokunmak, değer katacak anlamında…
Yoksa da yoktur, varsa "elbet" gelecektir…
Bu sürede önceki ilişkilerimdeki hatalarımı gördüm, özümsedim , sebeplerini buldum kendimce..Ve kimi zaman ne kadar da boş yere üzdüğümü, üzüldüğümü..Kaprislerin, alınganlıkların ne kadar gereksiz olduğunu..Ama işte insan bu ya..Yaşayarak deneyimleyen..
Hayatımı adamayı sevdiğim mesleğim yalnızlıkla beslenir.. Belki de bu yüzdendir sebep..
Yanına giderken heyecanlanmadan gideceksem, adımlarım koşarcasına ona doğru olmayacaksa gitmem daha iyi…Zaten yalnızlık da kötü değil ki...Bir de biraz yorgunum sanki.
İncinmekten ve korkulardan uzak kalmalı artık..
Hem bahar da geldi…
25.05.2015
SA
Hayatımın son şu son 2,5 yılı kendini tanıma, derinleşme ve aydınlanma çağı gibi..
Bir süredir de yıkım yaşıyorum.. Bu yıkım ölçülebilir, her hafta gözle görülebilen bir yıkım..Kimi zaman yakın arkadaşlarımın dahi seni gördüm ama ilk bakışta tanıyamadım dediği türden bir değişime sebebiyet veren bir yıkım. Birşeyler yıkılıp atıldıkça vücudumdan, ruhum dolanacak alan buluyor kendine...Daha çok düşünüyorum, ve daha çok cevap buluyorum.
Yalnızlığımın 8. yılını kutlamaya az kaldı.. Kutlanacak birşey mi diye sorsanız cevabını ben de bilmiyorum..Fakat şunu biliyorum ki ; hayatıma, yaşamıma, özüme değecek kişiyi bekliyorum. Değmek "değer" anlamında değil elbet..Dokunmak, değer katacak anlamında…
Yoksa da yoktur, varsa "elbet" gelecektir…
Bu sürede önceki ilişkilerimdeki hatalarımı gördüm, özümsedim , sebeplerini buldum kendimce..Ve kimi zaman ne kadar da boş yere üzdüğümü, üzüldüğümü..Kaprislerin, alınganlıkların ne kadar gereksiz olduğunu..Ama işte insan bu ya..Yaşayarak deneyimleyen..
Hayatımı adamayı sevdiğim mesleğim yalnızlıkla beslenir.. Belki de bu yüzdendir sebep..
Yanına giderken heyecanlanmadan gideceksem, adımlarım koşarcasına ona doğru olmayacaksa gitmem daha iyi…Zaten yalnızlık da kötü değil ki...Bir de biraz yorgunum sanki.
İncinmekten ve korkulardan uzak kalmalı artık..
Hem bahar da geldi…
25.05.2015
SA
8 Mayıs 2015 Cuma
Bedel...
Sevdalanacağı birşey kalmadığından belki de…
Ruhundaki yıkım yavaş gerçekleşiyordu…Zaman sanki daha ağır işliyor gibiydi…
Bedenindeki yıkım, sanki yıllardır bu anı bekliyormuşçasına zamanı alt üst ediyordu. Bedeninden ve ruhundan fazlalıkları atmak mıydı olağan, yoksa kendinden kaçmak ve kimi parçalarını, sanki atom bombası atmışcasına terk eylemek miydi…
Bir bedeli vardı elbet..
Yıkım var idiyse, çökmeler kaçınılmazdı.
SA
08.05.2015
7 Mayıs 2015 Perşembe
Ne yaptın?
Su susar.. Balıkların hikayesi
gizlidir sırlarında…Kendine fısıldanan itirafları sımsıkı tutar molekülleri
arasındaki bağlarda..O bağlar belki de insanların ve balıkların hikayeleriyle
besleniyordur?
Bazen kayalara taşlara fısıldamaya
niyetlenir , bağın zayıflamasından çekinir, başka şeyler anlatıverir. Kıyıda
dinlenen insanlar , sesini dinler…Huzur bulur kimi..Ne anlattığını
bilmeden..Anlamlandırır.
Derken bir çocuk taş atar.. Diğer
çocuk bakar..Ne yaptın?
Denizin canını acıtacaksın!
SA
06.05.2015
Suadiye sahil
Kaydol:
Yorumlar (Atom)











