11 Haziran 2015 Perşembe

Tanı...

Diyor ki Rollo May;

“Geçmişte kendimizi yönlendirdiğimiz eski mitler ve simgeler yok artık ; kaygı kol gezmekte ve biz, birbirimize sıkıca sarılıp, hissettiklemizin aşk olduğuna kendimizi ikna etmeye çalışıyoruz. İrademizi kullanmıyoruz , çünkü bir şeyi  veya kişiyi seçersek diğerini kaybedeceğimizden korkuyoruz ve kendimizi şansımızı denemeyecek kadar güvensiz hissediyoruz.”

Durdum ve düşündüm..Aklıma ilk gelen cümle “Denize düşen yılana sarılır” atasözü oldu.

Deniz; yüzme bilmiyorsak eğer düştüğümüzde bizi zorlayabilecek, içinde çırpınacağımız , yaşam savaşı vereceğimiz fakat yaşadığımız dünyanın olmazsa olması su birikintisi..
Yüzme biliyorsak ( ki her canlının genlerinde hayatta kalma adına yüzebilmek için gerekli bilginin olduğunu düşünüyorum ) şayet, keyfine varacağımız hatta evrenle bütün olacağımız anları yaşayabileceğimiz bir süreç aynı zamanda..

Yılan; bir hayvan..O da yaşadığımız dünyanın bir parçası..Ve evet kimi zaman zehirli çeşitleri var, zarar verebilir fakat insanların zarar vermeyeni var mı? Fiziksel, ruhsal ve duygusal olarak..

Denize düştüğümüzde yüzme bilmiyorsak yılana sarılma ihtiyacı nereden kaynaklanır? Tutunacak bir dal arayışından belki..

Kesinliğin olmadığı konuları seviyorum.Seçenekleri de..

Konu aşk olduğunda durum değişiyor..

Bir tane “o” var. “O” kimse şayet…

Tanı : Aşk

Bunu tanımlamak da yaşamak da aslında hem irade dışı ve hem de irade içi..
Hem dışında , hem içinde olmak iradenin, kesişim kümesinde “sen” ile “o” nu buluşturuyor aslında..

Yokmuş gibi sevmek, varmış gibi özlemek, sarılmadan varlığını hissetmek…
Tanı kendini…Derinliğini…


Denize düşersen de aşk’la çırpınmalı, aşkla yüzmeli, öleceksen de aşkla ölmeli...


11.06.2015

SA

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder