Diyor ki Rollo May;
“Geçmişte kendimizi yönlendirdiğimiz
eski mitler ve simgeler yok artık ; kaygı kol gezmekte ve biz, birbirimize
sıkıca sarılıp, hissettiklemizin aşk olduğuna kendimizi ikna etmeye
çalışıyoruz. İrademizi kullanmıyoruz , çünkü bir şeyi veya kişiyi seçersek diğerini
kaybedeceğimizden korkuyoruz ve kendimizi şansımızı denemeyecek kadar güvensiz
hissediyoruz.”
Durdum ve düşündüm..Aklıma ilk gelen
cümle “Denize düşen yılana sarılır” atasözü oldu.
Deniz; yüzme bilmiyorsak eğer
düştüğümüzde bizi zorlayabilecek, içinde çırpınacağımız , yaşam savaşı
vereceğimiz fakat yaşadığımız dünyanın olmazsa olması su birikintisi..
Yüzme
biliyorsak ( ki her canlının genlerinde hayatta kalma adına yüzebilmek için gerekli bilginin olduğunu düşünüyorum ) şayet, keyfine varacağımız hatta evrenle bütün olacağımız anları
yaşayabileceğimiz bir süreç aynı zamanda..
Yılan; bir hayvan..O da yaşadığımız
dünyanın bir parçası..Ve evet kimi zaman zehirli çeşitleri var, zarar verebilir
fakat insanların zarar vermeyeni var mı? Fiziksel, ruhsal ve duygusal olarak..
Denize düştüğümüzde yüzme bilmiyorsak
yılana sarılma ihtiyacı nereden kaynaklanır? Tutunacak bir dal arayışından
belki..
Kesinliğin olmadığı konuları seviyorum.Seçenekleri
de..
Konu aşk olduğunda durum değişiyor..
Bir tane “o” var. “O” kimse şayet…
Tanı : Aşk
Tanı : Aşk
Bunu tanımlamak da yaşamak da aslında
hem irade dışı ve hem de irade içi..
Hem
dışında , hem içinde olmak iradenin, kesişim kümesinde “sen” ile “o” nu
buluşturuyor aslında..
Yokmuş
gibi sevmek, varmış gibi özlemek, sarılmadan varlığını hissetmek…
Tanı
kendini…Derinliğini…
Denize
düşersen de aşk’la çırpınmalı, aşkla yüzmeli, öleceksen de aşkla ölmeli...
11.06.2015
SA
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder