28 Ocak 2014 Salı

Siz & Ben

Farklı zamanlarda aynı erkeği sevmiş olmamızdı.
Belki de ortak bir zaman dilimindeydi bu ortaklık…Ne şans…Ne aptalca bir şans.
Yansımalar vardı hayatta…
Kendini tamamladığını düşündüğün bir ruhla dans ederken, ayağının kayıp düşmesi gibiydi görünmezliğin onun nezdinde…
Duyurmaya çalıştığın çığlıklar sessiz,
Adımların donuk, zamansa durgun.
Aynı erkeği farklı zamanlarda , ortak zamanlarda, eş zamanlarda sevmek benden götürdüğünü sizlere mi getirdi?
Ya da sizlerden götürdüğünü bana mı getirecek?
Akılla olur mu hiç aşk ?
Çözülmek istemeden durmak…Uyumak…Arafta kalmak istemek mi aşk?
Farklı zamanlarda,
Aynı adamda,
Farklı hayaller,
“O”rtak noktamızken.

SA
29 Ocak 2014
01:00


* Son 61.320 saatin anısına...

23 Ocak 2014 Perşembe

Brüt değil Net…

Ne istemediğini bilmek, ne istediğini bilmenin tahtına oturabilir mi?

Zaman hızla akıyor.Yaş alımlarımız artık daha hızlı sanki, günler, aylar çocukluğumuzdakinden daha hızlı geçiyor gibi…Yaşadıkça , kişiliğimiz şekilleniyor, beklentilerimiz kimimizin azalırken, kimimizinki çoğalıyor..Şunu öğrendim ki kendi adıma, büyüdükçe ne istemediğimi bilir hale geliyor oldum. Her yaşadığım anı, olay, ilişki, deneyim , yenilerini beraberinde getirecek.Artık bunu da biliyorum.



Mesela,

Fabrikasyon yiyecekler yemek istemiyorum .
Daha tembel olmanın az çalışmak olmadığını biliyorum.Hem çalışkan, hem tembel olunabileceğini..
Kırmamak adına ( iyi niyetli düşünelim ) katakulliye getirilmekten hiç mi hiç haz etmiyorum.
Yumuşak meyvelerin çekirdekleri serttir. Net olunuz.
Havadan sudan muhabbetleri sevmiyorum . O nedenledir suskunluğum. Esas havadan sudan sohbetleri seviyorum. Deniz, bulutlar, kuşlar, yaşam, insanlık hakkında konuşalım istiyorum.
Bana karşı net olunmasını istiyorum.Neyse o..
"Çok iyisin" lafını artık duymak istemiyorum. Zuhal Olcay "Iyisin" şarkısını armağan ediyorum diyenlere..
Sanatla ilgili olmayan bir iş yapmak istemediğimi biliyorum.
İstikrarlı olamadığımı biliyorum.
Müdahale edilmesinden hiç mi hiç hoşlanmadığımı biliyorum.
Mesleğimi yapabileceksem, dünyanın her yerinde mutlu yaşayabileceğimi biliyorum.
Çocukları çok çok çok sevmeme rağmen, çocuk sahibi olmayı istemediğimi biliyorum. ( Bencilce evet, kendimi adarım sonra yanarım )
Trafikte zaman kaybetmeyi sevmiyorum.Kendimce keyifli hale getirmeye çalışsam da…
Sahne olmadığında, çürüdüğümü hissettiğimi biliyorum.
Huzursuz olduğum için huzuru aradığımı dün keşfettim.
Yazmayı, ve yazdıklarımı internet boşluğuna yollamayı seviyorum.
Çeşitli ülkelerden okunduğunu görmek ( bir elin parmaklarını geçmese dahi ) hoşuma gidiyor.Kim olduklarını, neler hissettiklerini merak ediyorum.
Bu yazıda şuan olumsuz cümlelerin çoğunlukta olduğunu biliyorum.
Konudan saptığımı fark ediyorum ki demek ki tam da ihtiyacım olan şey buymuş.
Bana karşı net olunmasını istiyorum.Kırmamak adına takla attığınızda bu bir şekilde karşıma çıkıyor ve asıl o zaman kırılıyorum. Net .Okey ?


Şuan Hiphopçı ruhlu Selmini iyi geceler diler.

Yaşam testinde kaç net yaptın bugün ?

SA
23 Ocak 2014




“Düş”mek ya da “Düş”memek…

Sahilde yürüyordu.Başı öne eğik. Mutluydu oysa..Sevdiği bir eşi, çocukları vardı.İşi gücü de yerindeydi. Minik bir öğleden sonra molası verip sahile atmıştı kendini,denize teslim etmişti gözlerini…Bir an düşüncelere daldı ve gözleri yerdeki yapraklara takıldı. İlkbahar mıydı , kış mıydı mevsim ? Doğa bile yanılabiliyor diye geçirdi aklından, kendi yanılgılarını düşünmek istemedi.Mutluydu oysa...
Yosun kokusu , yeni biçilmiş çimen kokusuna karışmıştı .Kimilerine güzel gelen bu koku ona iyi gelmiyordu.Yosuna alerjisi vardı. Bir defasında neredeyse suşi yedi diye ölüyordu.Ne zaman yosun koksa, aklına o tablo gelir, fena olurdu. Derinden bir gümbürtü geldi ve “hapşuuuu” diyerek gürledi..Yanından geçen kadın durdu. Ona baktı. Göz göze geldiler. Kilitlendi bakışları. O anı zamanla ölç deseler ,belki bin yıldı… Daha önce başına hiç böyle birşey gelmemişti. Hiç konuşmadan oracıktaki banka oturdular yan yana..Sessiz. İç sesleri de, zaman da durmuştu. Konuşamıyorlardı...  Adam mutluydu oysa…Sevdiği bir eşi, çocukları vardı. Evlenmesi ve yuva kurması konusunda o yıllarda ailesi ısrar etmiş olsa da, akıp gitmiyormuydu ki yaşam tam da bu saniyeye kadar…


 



OR  
           not to be continued.



SA
23 Ocak 2014
14:10


Caddebostan Nero

21 Ocak 2014 Salı

Ardımda sahne...



Hayatta bazı dönemler olur ya hani, heyecanlandığın, anları belleğine kaydettiğin, çıkarıp çıkarıp hatırlamak istediğin…Kokusuyla, insanlarıyla, sesleriyle, tatlarıyla, kimliğiyle…


Istanbul Devlet Tiyatrosu Üsküdar Tekel Sahnesi'ne bugün oyun izlemeye gittiğimde öyle tuhaf oldum ki…Gece yarılarına kadar yapılan umut dolu provalar, hepbirlikteliğin verdiği güç ile bir olma hali, o dönemde yaşadığım hayatımdaki burukluklar, babamın hastalığı ve ameliyat kararı günleri, bir rol yaratma süreci ve her daim aklın onunla meşgul olma hali, repertuara alınacak mı endişesi, sevinçli haberler, Güniz'imizin o hiç yılmayan halleri ve kahkahaları…Tüm bu anları birkaç saniye içinde yeniden yaşadım.

Ne oluyor da kopuyor insanlar, ne oluyor da gidiyorlar ya da ne oluyor da herşey bir gün bitiyor diyeceğim..Demiyorum..Hayat bu..Başlar ve biter diyorlar çünkü..Kabul etmek ne denli zor olsa da…

Oyun başlarken hani anons gelir ya ve sonrasında zil çalar..İşte Pavlov'un köpeği misali uvertür girecek sanmam da geçmişe takılı kaldığımdan mı? Özlediğimden midir ? Kimbilir…


Zaman hızla akıyor. Bense duruyorum. Hücrelerim , göz kenarlarım ve saçımda başlayan beyazlar hatırlatsa da bazen...Zamana ayak uydurmak bi danssa şayet, sanırım tek başıma dans etmekten artık yoruldum.


Bol kahkahalı bir oyunun ardından, hasret ve anılarla dolu salondan ayrılırken Pennywise'ın koşarak indiği o merdivenleri ağır ağır çıkıyordum.




Ardımda sahne..Önümde seyirciler…

SA
21 Ocak 2014






20 Ocak 2014 Pazartesi

Huzurlu yer, tuzaklı yer mi?



Huzura sığınmak, aslında vazgeçmek mi ?

Geçtiğimiz günlerden birinde, (yakın zamanda ) bir arkadaşım bir yazı uzattı, yazarını çok sevdiğimi bilerek. O günden beri düşünüyorum.. Neden kaçıyorum? Kaçtıklarım neler ? Neden sığınıyorum doğaya, denize, bazen de uykuya…En büyük tehlike huzurlu yerdir, mezardır orası demiş Aruoba..Bugüne kadar hayallerimi gerçekleştirdiğimi düşündüğümü ve bir umudumun, amacımın kalmadığını , biraz da vazgeçtiğimi düşünürsek , mezarımı hayattayken mi eşeliyorum?


"Bir yerde ( 'bir süre için' diyerek ) dinlenen kişi için en büyük tehlike, o yere yakınlık duyması,o yeri bütün yollarının sonu , bütün yönlerinin ereği: yerleşebileceği bir yer saymasıdır.- En büyük tehlike, huzurlu yerdir - Mezardır orası…" Oruç Aruoba


Hala düşünüyorum…

SA
20 Ocak 2014



7 Ocak 2014 Salı

Bırakamama sendromu...

Böyle bir sendrom var mı psikolojide, ya da adı böyle birşey mi bilmiyorum. Şöyle bir baktığımda ; 20'li yaşlarım kariyer peşinde koşmakla geçti. Önceliğim çalışmaktı, öğrenmekti, daha çok çalışmaktı. Gece gündüz…Ruhumu tanıyamadım ta ki 20'lerin son dönemine kadar. Hayatımda yaşadığım uzun birlikteliklerim de o döneme denk gelir. Sevgiyi karşılıklı yaşadığım - ya da yaşadığımı sandığım -  sonra vazgeçtiğim -belki de vazgeçirildiğim - …

30'ların ilk yarısına az kala fark ettim ki son birkaç senedir birşeyler oluyor ruhumda. Hiçbirşeyi bitiremiyorum yaşantımda. Şampuan şişelerinden , defterlere, ilişkilerden , parfümlere , kitapları dahi bitiremiyorum. Bitmesine - gitmesine - az kala, uzaklaşıyorum ondan her ne ise…nesne ya da insan…Bağ kurmaktan korkmak mı? Bitmesin - gitmesin -  hep bende kalsın isteği mi? Ara ara derin temizliğe giriyorum odamda. Ruhumu da temizlemeye bir  adım olur belki  diye…Pek başarılı olamıyorum yine.

Bir ders var burada ama ne?
Hayatımıza gelen herşey, zaten hep hayatımızda…Gitse de , kalsa da…Belki de bu kadar basit. -mi?

SA

07 Ocak 2014
Dragos




İkinci Cihan'a sığınmalı o halde...

Kalabalık kuytularda boğulur çığlıklarım
Kuru bir teselli bulurum ben kendi haline…




1 Ocak 2014 Çarşamba

Rast…*

Birgün karşılaştığımızda seninle,
Üzerimdeyken giyindiklerim
Ruhumu çıplak gördüğünü hissedersem,
işte o an…
Gel demek isterim de,
İncinir mi yine yüreğim diye korkarım, diyemem.
Neşesini gördüğünde ruhumun,
Korkarım yine
Bu defa hüznümden kaçarsın diye…
Sen gör beni !
Yorgun ruhumun gözleri…

SA
1 Ocak 2014
Moda



* "Rast" Kürtçe ve Farsça'da (İrani dillerde) düz, doğru, sağ manasına gelir.

Rast makamında bestelenmiş bazı eserler ;

Bir gece ansızın gelebilirim
Yine bir gülnihal
Eski dostlar (unutulmuş birer birer, eski dostlar, eski dostlar)
Esti nesim-i nev-bahar, açıldı güller subh-dem
Gönül aşkınla gözyaşı dökmekten usandı artık
Gül ağacı değilem, her gelene eğilem
İçime hep hüzün doluyor
Saçının tellerine gönlümü taktı kader
Senden uzak günlerim zindân oluyor