Nam-ı diğer Selmini, uçların insanıdır.Siz deyin 0,5 biz diyelim 0,7… 0,9 olmadığı kesin zira biraz kırılgandır her insan kadar.Çocukken astronot, orkestra şefi,buz pateni sanatçısı ve yunus bakıcısı olmak istemiştir.Aklı selim yaşlara geldiğinde bir delilik yapıp, bilgisayar başındaki kariyerinden ;hayallerinin peşinden koşmak için kalkmıştır.Hala onu sabahları sahilde bisiklete binerken , akşamları da tiyatro sahnesinde hayallerini yakalamaya çalışırken görebilirsiniz.
13 Kasım 2015 Cuma
Fena düştüm...
Sabahları, gözlerim açılırken yaşla açılıyor, gece kapanırken yaşla kapanıyor. Arada gün içinde kimi zaman otobüste, kimi zaman yollardan geçerken, kimi zaman herhangi bir anda boğazım düğümleniyor, tutmaya çalışıyorum kendimi...Mümkünce aklımı oyalayacak bir şeylerle oyalanıyorum. Ders vermek, sahnede olmak bu yüzden çok güzel...Yüksek enerjili olmayı gerektiriyor..Ne kaldıysa diplerde çıkıyor o anlarda su yüzüne, yüzümdeki doğal olmasına gayret gösterdiğim kendime yabancı gülümsemeyle...
Yas gibi birşey... Daha önce hiç yas tutmamıştım. Gidenler olmuştu elbet de, bu defa başka. Ölüm gibi sanki. Var, ama yok. Yok, ama var. Bu yüzden zor geliyor, seni sevmeyeceğini bildiğin birini sevmeye veda etmek. Ne günah işledim de bu aşka düştüm dedirtiyor. Ya da ne sevap işledim de bu aşka düştüm.
Fena düştüm. Kalkamıyorum.
SA
13 Kasım 2015
Not : Fotoğraf Giordano'nun “Düşmek” Temalı Fotoğraf Serisi'nden
12 Kasım 2015 Perşembe
Uzak...
Üşüyor olma hali...Parmak uçlarından avucuna ve oradan tüm bedenine yayılan buz kesme hali. Havanın ısısından bağımsız. Sanki bir iç organı yok olmuş gibi...Bir parçası eksilmiş gibi...
Tanıdık mı?
Böylesi değil.
Varlığında nasıl ısınıyorduysa ruhu, yokluğuna alıştırma çabasında da o denli soğuk.
Hep bir umut barındırıyor muydu içinde? Zaman zaman...
Bu defa farklı.
Tekrar kopartılmış gibi acıyor canı...Durup dalarken gözleri, kimi zaman eşlikçisi oluyor yaşlar...
Üşüyor olma hali...Ayaklarından topuklarına, damarlarından ruhuna işleyen soğuk, sessiz kış gibi.
Kış uykusuna yatmalı belki.
Daha önce yattı mı hiç?
Böyle değil.
Ilıtmaya çalıştıkça , artık ılınmadığı anlamıştı. Oysa her defasında kendini ısıtmaya yetiyordu harı...
Bu defa başka.
Artık ılıtmaya da gücü yoktu. Tükenmiş, kopartılmıştı.
Elleri soğuk...
Damarları gri...İçinden akan yaşam sıvısı yorgun, heyecanı kayıp , mutluluğu tasarruflu.
İçinden gelen, artık gelmiyordu...Gitmişti. Nereye olduğunu bilmediği uzaklara.
SA
13 Kasım 2015
3 Kasım 2015 Salı
"Bul"maca
Zamanı unuttuğu bir yerde olmaktı hayali.
Zamansız yaşamak isterdi , o yüzden o en kısa "an"ları pek severdi.
Özgür olunurdu anlarda...Anladığını anlardı o anlarda.
Şekillenen neydi zamanla? Yaşamı mı, anılarının devamı mı?
Anılarının devamı gelsin diye beklemeyi durdurmayı öğreneli epey olmuştu.
Mutluluk an'da gizliydi.. Aslında gizlenmemişti ki... Apaçık oradaydı işte..
Hadi gör beni diyen çığlıkları duyduğunda anlamıştı, ne kadar sağır olduğunu kendine karşı.
Onu bulduğundan beridir her an ...Sadece an'dı. Mutlu olmaya yetecek kadar kısa...Mutluluğu yaşayacak kadar uzun.
Bir an'a neler sığdırabilirim diye düşünürken, anladı onu...An'ları çoğalttılar birlikte.
SA
03.11.2015
Not : Bir bulmaca nelere kadirsin...
1 Kasım 2015 Pazar
40 yıl...
Seni çok seviyorum demek istedi kadın. Diyemedi. Sustu.
Ertesi zaman, "Seni Seviyorum, Seni çok seviyorum" dedi kadın. Adam sustu.
"Taşıyordu içimden tutamadım, aşk ishali oldum herhalde" dedi kadın. Adam kahve yaptı.
"Artık tutarsın" dedi kadına.
Kadın tuttu. Sözünü. Duygusunu. Bir daha da diyemedi kimseye. 40 yıl.
Not : Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardı. Katırı olsaydı bir yere giderdi hiç olmazsa :)
Ertesi zaman, "Seni Seviyorum, Seni çok seviyorum" dedi kadın. Adam sustu.
"Taşıyordu içimden tutamadım, aşk ishali oldum herhalde" dedi kadın. Adam kahve yaptı.
"Artık tutarsın" dedi kadına.
Kadın tuttu. Sözünü. Duygusunu. Bir daha da diyemedi kimseye. 40 yıl.
Not : Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardı. Katırı olsaydı bir yere giderdi hiç olmazsa :)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



