Az önce Gülümsemek başlıklı bir yazı yazma kıpırtıları belirdi zihnimde, kıvılcımlar çakmaya başladı . Kıvılcımlar sönmeden, ne çıkarsa iz olsun kağıda derken, annem seslendi içeriden..
Selmiiiin, gelseneee harika bir program vaaaar..
TV'de Ayla Algan ile ev sohbeti vardı ve ne yazık ki sonuna denk gelebildim. Çocukken Şehir Tiyatroları'nda yaptığımız dersler geldi hatırıma, an'lar…Çekingen bir çocuktum ve çember içerisinde otururken beni bir hikaye anlatmam için çember ortasına aldıklarında çok utanmış, yere bakarak hikayeyi anlatmaya çabalamıştım..Öyle güzel bir örmek vermişti ki Ayla Algan, devekuşu kafasını toprağa gizler kendinin gorünmediğini sanar diyerek..7 yaşlarındaydım..Hala kulağımda çınlar..
Bugün dediği cümle ; son 7 dakikadır kulağımda çınlıyor.."Gündelik üstü olmak"..Yaratıcı olmak. Bu illa ki sanatçı olmayı gerektirmiyor, diyordu.. Sezer nenemin lahana dolması ve çilavı hala akıllardaysa ölümsüz olmuştu bile…
Gün içersinde yaşamlarımızda ne çok şey akıyor, zamanla paralel..Son birkaç senedir yaptığım herşeyde bunu yakalamaya çalıştığımı fark ettim. Düzenlerden feragat etmek, aslında bir nevi özgürleşmek..Gündelik üstü olmayı deneseniz ya…Kendiniz için…
Günümüz insanının gözlerine baktığımda neler görüyorum..Kendini ispat etme çabası, kendini övme, kendi reklamını yapma..İnsan bir ürün mü ki reklamı olsun…Ya da insan hayatı matematik formülleriyle ya da mantıkla açıklanabilir mi ki ispatı olsun…
Herneyse…
Bu aralar bolca gülümsüyorum.
SA
21.06.2015
Nam-ı diğer Selmini, uçların insanıdır.Siz deyin 0,5 biz diyelim 0,7… 0,9 olmadığı kesin zira biraz kırılgandır her insan kadar.Çocukken astronot, orkestra şefi,buz pateni sanatçısı ve yunus bakıcısı olmak istemiştir.Aklı selim yaşlara geldiğinde bir delilik yapıp, bilgisayar başındaki kariyerinden ;hayallerinin peşinden koşmak için kalkmıştır.Hala onu sabahları sahilde bisiklete binerken , akşamları da tiyatro sahnesinde hayallerini yakalamaya çalışırken görebilirsiniz.
21 Haziran 2015 Pazar
11 Haziran 2015 Perşembe
Tanı...
Diyor ki Rollo May;
“Geçmişte kendimizi yönlendirdiğimiz
eski mitler ve simgeler yok artık ; kaygı kol gezmekte ve biz, birbirimize
sıkıca sarılıp, hissettiklemizin aşk olduğuna kendimizi ikna etmeye
çalışıyoruz. İrademizi kullanmıyoruz , çünkü bir şeyi veya kişiyi seçersek diğerini
kaybedeceğimizden korkuyoruz ve kendimizi şansımızı denemeyecek kadar güvensiz
hissediyoruz.”
Durdum ve düşündüm..Aklıma ilk gelen
cümle “Denize düşen yılana sarılır” atasözü oldu.
Deniz; yüzme bilmiyorsak eğer
düştüğümüzde bizi zorlayabilecek, içinde çırpınacağımız , yaşam savaşı
vereceğimiz fakat yaşadığımız dünyanın olmazsa olması su birikintisi..
Yüzme
biliyorsak ( ki her canlının genlerinde hayatta kalma adına yüzebilmek için gerekli bilginin olduğunu düşünüyorum ) şayet, keyfine varacağımız hatta evrenle bütün olacağımız anları
yaşayabileceğimiz bir süreç aynı zamanda..
Yılan; bir hayvan..O da yaşadığımız
dünyanın bir parçası..Ve evet kimi zaman zehirli çeşitleri var, zarar verebilir
fakat insanların zarar vermeyeni var mı? Fiziksel, ruhsal ve duygusal olarak..
Denize düştüğümüzde yüzme bilmiyorsak
yılana sarılma ihtiyacı nereden kaynaklanır? Tutunacak bir dal arayışından
belki..
Kesinliğin olmadığı konuları seviyorum.Seçenekleri
de..
Konu aşk olduğunda durum değişiyor..
Bir tane “o” var. “O” kimse şayet…
Tanı : Aşk
Tanı : Aşk
Bunu tanımlamak da yaşamak da aslında
hem irade dışı ve hem de irade içi..
Hem
dışında , hem içinde olmak iradenin, kesişim kümesinde “sen” ile “o” nu
buluşturuyor aslında..
Yokmuş
gibi sevmek, varmış gibi özlemek, sarılmadan varlığını hissetmek…
Tanı
kendini…Derinliğini…
Denize
düşersen de aşk’la çırpınmalı, aşkla yüzmeli, öleceksen de aşkla ölmeli...
11.06.2015
SA
Kaydol:
Yorumlar (Atom)