30 Aralık 2014 Salı

Yürüdüler…Yürüdüler…Yürüdüler……..



Yol uzundu..Çetrefilliydi..Kimi zaman kalabalık kimi zaman yalnız ilerliyordu. Nereye gittiğini bilmeden attığı adımlar, kimi zaman karşılaştıkları insanlar, artık onu yormaya başlamıştı.
Epeydir yalnız yürüyordu. Zaman zaman kendi kendine konuşur, zaman zaman ise yol boyunca karşılaştığı çiçeklerle, hayvanlarla iletişime geçerdi. Bir insanla iletişim kurmak, kendini yeniden anlatmak, çabalamak ona zor geliyordu.

Yol uzundu… Dolambaçlıydı. Kimi zaman yalnız, kimi zaman kalabalık ilerliyordu. Nereye gittiğini bilir adımları ve karşılaştığı insanlar onu başka yerlere sürüklüyordu. İtiraz etmiyordu, sürükleniyordu.
Kendi kendine susmayı sever, karşılaştığı çiçeklerle , hayvanlarla iletişime geçerdi.

Bir gün , yolda…Bir koku çalındı burnuna…Aynı anda adım attılar, eğildiler ve tam aynı çiçeği koklarken gözleri gözleriyle buluştu. Gözler ruhun aynasıydı, aynısıydı.

Yol uzundu…Çetrefilliydi…Dolambaçlydı.. Birlikte yürümek için ilk adımı attıklarında yol onlara müsaade etti. Yürüdüler…Yürüdüler…Yürüdüler……..


* Fotoğraf Ashraf Abdel Mohsen- Egypt 'a aittir.


29 Aralık 2014 Pazartesi

Uzun lafın kısası...

Güneşli havada insanın içi ısınıyorsa,
İlkbahar çiçekleri tomurcuk verdiğinde, ruhun da tomurcuk veriyorsa
ve fırtınada dalgalar delicesine dans ederlerken, içerde bir yerlerde fırtına kopuyorsa…

"Hava değişimi" ve "ruh" arasında bir bağlantı var diyebilir miyiz?

Yoksa askerde morali bozulan askere neden "hava değişimi" izni versinler ki ?

Bu sabah İstanbul fırtınalı bir güne uyandı. Vapur seferleri iptal oldu ve deniz, sadece cesaret edebilene yüzme imkanı tanıyordu.
Hani iyi bir müzik dinlersin, hücrelerin coşar ve taşar…İşte ;  doğanın müziği de denizi bu sabah böyle etkilemişti anlaşılan..

Şarkı söylemek, ruhumu ifade etmeme vesile...Bu dünyadaki var oluşum nedenlerimden biri…
Sabah aldığım haber, ruhumda dalgalara sebep olan, içimde fırtına kopartan, denizle eş zamanlı taştığım  dakikalara neden oldu.

Yarın, yani aslında bugün hayatımda anlamlı bir gün olacak…

Havalar nasıl olursa olsun sizin havanız iyi olsun demişti ya şair… Şair dememiş miydi ?
Tabii ya hava durumu spikeri değil miydi onu diyen…

Uzun lafın kısası ;  "Havalar nasıl olursa olsun, aşkınız daim olsun."

SA
30 Aralık 2014

28 Aralık 2014 Pazar

Sarı...



Sarı bir renk midir sadece?
Işığın bir hali mi yoksa?
Bahçede açmış, sabah işe giderken kokusu burnuna gelen , bir çiçek mi?
Denize bakar dururken , gözünün önünden geçen gemideki halatlar mı?
Kurumuş bi yaprak mı yoksa?
Dönüşmüş, renk değiştirmiş…
Sarı,
Bir renk mi sence?
Rengi hep sarı mı?
Yüzün sararmış dediklerinde,
Yüzü mü sararmış yoksa,
Ruhu mu kararmıştır insanın…
Karanlığı aydınlatan mum ışığı…
Varlığın bir hali mi sarı?

Hakikaten gecenin bir yarısı nereden esti ki aklıma sarı?

SA

29 Aralık 2014

27 Aralık 2014 Cumartesi

Aydınlık Karanlıktan daha yavaştır...


* Alıntıdır.. 



" Öyle olmak zorundaydı...Sana gerçi 'kendiliğinden', kendi kendine gelecekti; ama ilkin hazırlanmak zorundaydı-sonra da, seni bulmak

- Sen hazır değildin çünkü : hem de hiç ; ya da tam tersine  :
 hazırlıksızdın - daha doğrusu, hazırlılıktan vazgeçmiştin : 
koyuvermiştin kendini, kendinden uzaklaşmaya

O da biliyordu "pürüzsüz bir satıh" bulmayacağını, gelince; ama gene de emin olmalıydı, sen miydin o - geleceği - diye : çağırmıştın da, sen miydin gerçekten çağıran - gerçekten onu; o gelsin diye, 
o olarak, bekleyen ? 

Ne kadar uygundun yaşamının anlamına? 

Hem öyleydin, hem değil-

Onu çağırmış ve beklemiştin - 
hatta bilmiştin de;

ama kendini onu isteyerek beklemenin koşullarından uzaklaştıran şeyler yapmıştın,beklemen boyunca : 
" gelmeyeceğini bildiğini " sanmıştın ya - 

istemenin ve istenmenin gücüne olan inancını da yitirmiştin, o , kısırlaştırdığın - yönsüz ve yolsuz- beklemenle - sözcükler ve tümceler ve kitaplar olarak kalacaktı, o , işte


Oysa, şimdi gerçek… "

Oruç Aruoba


22 Aralık 2014 Pazartesi

Ve diyor ki...



Bazı şeyleri anlar hale geldim. Çocukken neden astronot olmak istediğimi, neden gözlerimi hep gökyüzüne çevirip uzay aracı görmeyi beklediğim yaşlarımı…
Neden bir türlü pür sevgiyi bulamadığımı sandığımı…
Neden doğayla iç içe olmayı bu kadar sevdiğimi ve önemsediğimi…
Ve neden çocuklarla çalıştığımı…
Onlarla birlikte neşemi yeniden keşfettiğimi…
Ve senin varlığını…
Bendeki varlığını…
Taşan duyguları tutmamak gerektiğini…
Sanki bir şeylere, eski ben’e veda eder gibi… 
Birşeyler kapanıyor…
Yeni bir kapıdan giriyormuşum gibi…

SA

22 Aralık 2014

1 Kasım 2014 Cumartesi

Kasım…Aşk…Mevsim…Başka…Başka?



















Onun varlığından haberdar olduğun Eylül'se,
Kendin ve onun için ektiklerin, Ekim
Kasım kasım kasılmanın yerine artık, ruhunu emanet etmeye hazır hissettiğin, Kasım
Ruhundaki boşlukları onunla tanıdığın, Aralık
Aşkla o boşlukları ısıttığın, Ocak
Şükrettiğin ve zamanın onunla ne kadar da hızlı geçtiğinin farkına vardığın, Şubat...
Muradına erdiğin, her ne ise onunla dileğin Mart
Onunla birlikte yaşama iz bıraktığın Nisan
ve bahar kutlanır Mayıs'ta..
Hazin olaylar olsa da şu yaşamda yine de birbirinize sıkıca sarılmanız Haziran
ve Temmuz , varlığından dolayı şükrettiğin, er ya da geç sana gelmesinden dolayı mutluluktan ruhunda yaz yağmuru yağdırdığın...
Tanışmanıza vesile olan zamanın bir öncesi Ağustos , aylaklık etme vakti belki de  kimbilir?

Ömür döngüsü, mevsimlere teslim olana dek...

SA
23 Ekim 2014

28 Ekim 2014 Salı

Nike mı? Bir daha mı?

İki hafta önce spor ayakkabı ihtiyacım nedeniyle civar mağazalarda araştırma yaptım ve sonunda hem beğenime hem de bütçeme uygun bir spor ayakkabı bulmayı başardım. Maceram böyle başladı.
Erenköy'de daha önce de spor alışverişi yaptığım bir yer olan Sports Works'ten yeni cicilerimi denedikten sonra , aldım ve o günkü yürüyüşümü yapmak üzere sahile vurdum kendimi. Fakat kendimi sahile vururken, ayakkabının da arkadan vurması beklemediğim bir durumdu. Yaklaşık 15 dakika yürüdükten sonra her iki bileğim de yaralanmıştı ve canım ciddi şekilde yanıyordu. Hemen dolmuşa binip eve ulaştım. Ayakkabıları da kutusuna kaldırdım, ertesi gün geri götürmek üzere.
Ertesi gün mağazaya götürdüğümde müdürlerinin izinli olduğunu, yardımcı olamayacaklarını  , bir sonraki gün yardımcı olabileceklerini belirttiler.
Bir sonraki gün, yeniden gittim. Yapılabilecek tek şey, ayakkabıyı fabrikaya göndermek ve gelecek olan cevabı beklemekmiş. Bu süreç iki haftayı bulabilirmiş fakat yardımcı olma çabası yüksek olan mağaza görevlisi bir hafta içinde sonuç bildirilmesi içın elinden ne geliyorsa yapacağını söyledi.

Bugün 12. gün.. Bu süreç içinde iki kez mağazaya gittim fakat bu sabah ne yazık ki, Nike taşındığı için henüz işleme dahi alınmamış olduğunu öğrendim.

Mağaza görevlilerinin samimiyetine ve çözmek için çaba sarfettiklerine inanıyorum ama dünyadaki lider spor ayakkabı markası Nike'ın bu ilgisizliğine anlam veremiyorum. Nasıl bir müşteri hizmetleri sistemi var merak ediyorum !

Mağazanın, dışarıda giyilmiş bir ayakkabıyı tekrar satamayacakları için geri alamayacaklarını anlıyorum.
Fakat müşteri olarak her iki ayağımı da yaralayan ayakkabıyı giyemiyorum, giyemeyeceğim. Düzenli yaptığım egzersizlerim 12 gündür aksadı ve aksıyor.

Mağaza geri alsa zararlı çıkıyor. Şu anda da ben zarardayım. Ne olacak peki?

Anlayamadığım bir sürü şey var…

Çaçaron müşteri olmak, oraya buraya şikayet etmek tarzım değil. Fakat sistem sanırım buna mecbur ediyor. Twitter'da gönderi yazdım cevap gelir mi, ya da işlemi hızlandırır mı bilemiyorum. 
Eskiden , GSM operatöründe görev yaptığım dönemlerde,  şikayetini yazılı mercilerden ileten müşteriler için ekstra özen gösterilir en geç 24 saat içinde  problemin çözülmesi için seferber olunurdu. 

Şimdilerde , gemisini kurtaran kaptanlar emekliye ayrılmış , güneyde organik domates yetiştiriyorlar.
İnsiyatif mi?  sözlükte bir kelime…

28 Ekim 2014
SA


9 Ekim 2014 Perşembe

Kurtlu Elma...

Kimi kavramlar vardır, düşündüren.

Platonik aşk mesela…

Müzisyen kafasıyla bakarsak pla"tonik" ;  diziye adını veren sesten yola çıkarak , hayatının yolunu çizen bir durummuş gibi algılanabilir. Ki bence kesin öyle…

Felsefi olarak bakıldığında "Platon"ik ; Platon'un Devlet adlı eserinde bahsi geçmiş kaynaklara göre..Öyle ütopik bir devletmiş ki bu,  gerçekleşmesi mümkün olmayan fakat ola ki gerçekleşirse tadından yenmeyecek olan. Ki bence böyle de...

Kelimeyi kesip bölme , biçme bakımından "Plato"nik olarak ele alırsak ; Plato'yu dekor olarak düşünelim, nik'i de mahlas yani güncel deyimiyle nikneym ;)… Gerçek olmayan bir düşü yaratmaya , yaşatmaya çabalamak zihinde..Ki kısmen de öyle…

Aşk, öyle kuvvetli bir his ki, yaşadığını anlaman için karşılıklı olması gerekmiyor. Bağı hissettiğin anda , gerçekliği başlıyor. O bağ bazen gevşiyor , bazen geriliyor , bazen o bağa ortaklar çıkıyor, bağ ağırlaşıyor, hafifliyor fakat kopmuyor. Sadece ipin diğer ucundaki uzaklaştığında, hissetmek güçleşiyor.

Platonik aşk, tensel değil, tinsel olan.

Sanılanın aksine, Platonik aşk karşılıksız aşk demek de değil. Aşk da , karşılığı da evrende, kainatta, boşlukta bir yerde mevcut.

Belki henüz zamanı gelmediğinden, belki de reenkarne öncesi hayatlarda yaşandığından, belki de yaşanması gereken bir dizi olaylar zinciri olduğundan o  bilince ulaşmak için beklemek uygun. Kimine göre ise de tercih.

Bir defa yaşadım, yaşıyorum. Daha önce hiçbir şey nefesimi kesmemişti onun kadar.
Müthiş bir deneyim.
Yaşamayı, ölümü , havayı, bulutları , güneşi , yıldızları, aileni sevmek gibi…Parçan gibi…ruhundan…


Tabii bir de bir yanda ailenin, beyninde ve ruhunda olup bitenlerden habersiz,  sualleri var...

- Eee yok mu birisi hala? ( Olmuyor, olamıyor ( Susam Sokağı'ndaki Kermit'in piyano çalamaması gibi ) )
- Sahne aşkını anlatırsan hep olamaz tabii ?
- Babam'dan.. "Oxfort'dan vazgeç kızım İstanbul Üniversitesi'nde karar kıl, yoksa bu gidişle Sütçü İmam görünüyor ufukta :) " ( Oxfort olursa olur, yoksa valla da okuman billa da okumam :)  )

Kıssadan hisse ; Aşk güzel şey, Platon'un kuşu mu dersiniz, Eros'un oku mu bilemem…Gökten üç elma düştüğünde, biri Adem'e, biri Havva'ya, diğer kurtlu olan da tüm insanlığa…


SA
10 Ekim 2014
















30 Eylül 2014 Salı

Belki..ler..

Kalp ağrır bazen.. Durduk yerde bir sancı saplanıverir inceden. Ruhunla işbirliği yapmış , nasıl ağrımasın. Gerçi bilim'e göre bir manası vardır muhakkak.
Belki dünden yediğin yiyeceklerin etkisindendir. Kurufasülye dokunur ya hani. Baskı yapıyordur belki, kimbilir?
Bilirsin, ondan değildir.

Hekim diyecektir ki belki, bu kadar zorlama kalbini..
İçindeki manaları anlayan , yine bir tek sen.



Kalp ağrır bazen. Bilime göre bir nedeni yok diyorlarsa da, sana göre bir nedeni var.

Kanını damarlara yolladığı her anda , çabalayarak onu da yollar her yerine.. Sen, zamanla onunla bir olursun böylece. Yanımda olsaydı, yorulmazdı kalbim belki bu kadar diye düşüne dururken...Ağrısın ki varlığını yanımda hissedeyim diye avunurken. Saniyeler, saatler, aylar, yıllar geçer gider.


SA
30 Eylül 2014



22 Ağustos 2014 Cuma

Hhaaapşiiiuuu! Çok yaşa!

- Hhaaapşiiiuuu!

( Sevginin farklı boyutları varmış. Biri seni sevmiyorken , onu sevmekten vazgeçmemek gibi. 
Görüp görmemek, duyup duymamakla geçer ömrünün onunla süren döngüsü. Ya vardır , ya yoktur kadar basit değildir. Siyahla beyaz arasındaki tonlarca uzaklık ve bir o kadar da siyahın beyaza yakınlığı gibi..Saat çubuklarının bir araya gelmesindeki o kısa süreli sevinç , ah zaman durdu!  dediğin andan öte, pili bitse de şu lanet saatin öylece sarılıp kalsak dediğin andan beri. Gençlikteki kalp çırpıntısıydı, ben de burdayımın , ben de varımın çırpınışı. Şimdilerde ; ben burdayım, varım da, sen nerdesinin sessiz ,gürültülü ,kırgın , yalın çığlığı.

Hiçliğin içinde , var olma çabası ile duvarlarına çarpan , hiçlik duvarını piçlikle aşabileceğini sanan , yegane duygu aşk. )

-Çok yaşa!
- Hep, beraber !   


















SA
16 Agu 2014
Gümüşlük / Bodrum

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Eskilerde bir yerde.

Gelecektin ya o gün…
Ayaklarım titremişti, sahneye adım attığımda.
Kimbilir kaçıncı oyundu?
Heyecanım hep vardı da..
Bu, bir başkaydı !
Oysa 3 gündür de prova ediyordum,
Sanki her defasında oradan izliyormuşsun gibi beni…
Hayatın provası olmaz derler ya,
doğruymuş.

Bir ses, bir fotoğraf hala derinliği anımsatır bana..
Senin bendeki derinliğini…


SA
09 Ağustos 2014

31 Temmuz 2014 Perşembe

Şerefe !

Hiçbirşey şaşırtmaz olmuştu artık onu.
Geleceğim diyip de, gelmeyen sevgililerden tutup da,
Arayacağım diyip de, aramayanlardan.
Göz kırpıp da, başkasına koşanlardan…

Yoksa, anlamı kadar mıydı yaşamı…
Anlamlandırdığı kadar mıydı?

Yüklediği anlam karşısındakine…
Verdiği kıymet…Kadar…ve Karar...

Bir döngü vardı.
Başlamasıyla bitmesi arasında geçen, takribi 25 gün…

Bıraktı…

Gülüyordu kahkahayla,
Kahkahayla gülmek ülkesinde ayıp adlediliyordu şu sıralar…
İnadına gülüyordu…
Yalnızlığına kaldırdı kadehini,
Onu tek terk etmeyen, kendine...
Ve yüksek sesle haykırdı.
Şerefe !

SA
31 Temmuz 2014
Dragos


13 Temmuz 2014 Pazar

Çok biriktirmemeli "artık" ...

Gün içinde,  birçok defa ,  aklıma blog yazısı olabilecek fikirler geldi.. Erteledim. Ve şimdi bilgisayarımı açtığımda uçuşup gitmişlerdi.

Hayatımıza bazen insanlar girer. Yaşanabilecek bir takım şeyler ertelendiğinde, uçuşup giderler onlar da fikirler gibi.

Neden erteler insan?

Vakti olmadığı için? Korkuları yüzünden? Cesareti yoktur belki o an?
Peki dönüp baktığında geçen zamana…

Birkaç gün önce çok zor bir gün geçirdim. Sabahtan itibaren her işim ters gitti. Genelde herşey yolunda gider hayatımda..Tesadüflere çok yer açmadığımdandır belki. Plansız gözüken planlılardanım belki de... Rölantide çalışan bir makine gibi…( Ne sıkıcı geliyor kulağa..)

Ardı arkası kesilmeyen olumsuzluklardan sonra , gün sonunda bilgisayarım çökerek son darbeyi vurdu. Oysa ki daha bir gün öncesinde 5 yıldır emektarım, gık demedi diye övünmüştüm. Bilgileri kurtaramadık fakat yeni bir harddisk takılarak sorun çözüldü.

Çok basit olan şeylerin dahi ardında anlam aramayı seviyorum. Yaşadığım o talihsiz gün, bana beni hatırlattı. Fazla yükleniyor, fazla düşünerek fazla yoruyorum beynimi. Mekanizma öyle iyi çalışıyor ki devreler yanmadan soğutucular devreye giriyor :) İnsan vücudunun mucizesidir gözyaşı...

Son birkaç günü düşündüm. Geçmişe yönelik duygularım su yüzüne çıkmıştı. Bilincim rüyalarla bu tıkanıkları çözmeye çabalıyordu. Yorulmuştu. Al sana dedi hayat..

Yenilenen ve geçmişten eser kalmayan bilgisayarım ve ben yeni yolculuklara yelken açmaya hazırız. Çok biriktirmemeli "artık"

SA

13 Temmuz 2014
Niğde

30 Mayıs 2014 Cuma

Tuhafiye...

Karar almak…
Karar vermek…
Aynı anlama gelmesi ne tuhaf.


SA
30 Mayıs 2014


Herkesin dünyası kendine…

Zihnimden ne çok düşünce geçiyordu. Raporları yazmalıyım, odamı toparlamalıyım, müzikal gösteriye az kala kostümleri planlamalı ve kemerleri dikmeliydim, biraz egzersiz yapmalıydım, hayat bazen kimileri için duruyordu, acı çeken sevdiklerim için güzel şeyler düşünüp uzaktan da olsa onlara deva olabilir miydim , acilen hazırlanıp çıkmalıydım veli görüşmesi vardı saat 14:30'da…

Odamın perdesini araladım, gün ışığı ve kuş cıvıltıları doldu içeriye. Birden hava karardı..Sanki yaşamda herşey yolundayken birden bire herşeyin tepeteklak olabildiği gibi. Birden dünya ağladı. Salya sümük..Bazen seyirci kalır insan. Yağmuru izledim, dinledim..İçimden bahçeye inip dünyanın gözyaşlarını tenimde hissetmek geldi. Oysa ki buna vaktim yoktu. Bir süre sessizce dinledim, gürlüyordu. Kim üzmüştü dünyayı bu kadar ?

Kimi insanlar kaçıyordu dünyanın gözyaşından, kimileriyse bir şemsiye açıp koruyordu kendini acısı bulaşmasın diye belki üzerine. Dünya kendine akıttı yaşlarını yine. Derken telefonum çaldı. Görüşmenin iptal olduğu haberini aldım. Giyindim ev kıyafetlerimi, bir Türk kahvesi yaptım. 40 yıl hatırı olacak bir konuşma yaptık dünyayla..Sustu.

Herkesin dünyası kendine…

SA

30 Mayıs 2014

15 Mayıs 2014 Perşembe

S O M A






Söylenecek söz çok, bir o kadar da yok..

İnsan ;

yaşamını sürdürebilmek için çalışmaya mecbur kılınan varlık…
hayatını , ihmaller uğruna tehlikeye atabilen varlık…
evladının , ailesinin kursağına bir lokma ekmek girsin diye gece gündüz demeden  zamanını, ömrünü üç kuruşa satmak zorunda olan varlık…

Gün oluyor ihmaller, gün oluyor terör, gün oluyor doğal afetler, gün oluyor ecel alıyor canları…

Cehennem dedikleri bu dünya üzerinde..Cayır cayır yanıyor yürekler…

Adına para dedikleri, üzerinde rakamlar olan kağıt parçaları yönetirken dünyayı, cebine en çok sokuşturan ne zannediyor varlığını ?

3 tarafı denizlerle çevrili güzelim ülkemiz, her tarafı ejderhalarla çevrili kuklalar cehennemine dönüşüyor.

Cehalet sızdırılıyor.. Barbarlık rant sağlıyor. Emek dediğin şey üç kuruşluk sadaka..

İnsan ;

yok olmanın eşiğinde…bu memlekette !

SA
16 Mayıs 2014



29 Nisan 2014 Salı

Çok mu zordu?

Tek bir insan istiyordu. Yanında yürüyecek…Kimi zaman birkaç adım ileride, kimi zaman geride kalacak ama adımlarının birbirine denk olduğunun bilincinde,  hayatın ritminde uyumu yakalayacak..
Bir gün "geldi" sandı. Hep sanmıyor muydu? Ne çok sanrı vardı son 7 yıldır yaşamında.
Artık yorgun, bıkkın, vazgeçmeyi kabullenmeye çalışan bir hali vardı.
Vazgeçmeyi kabullendiğinde ölmez miydi ruh ? Aşk yoksa, ruhun yaşamasının ne anlamı vardı diye düşündü. "O" sandıkları gitmişti hep…Ya başka bir ülkeye..Ya başka bir kadına..Ya da her nereyeyse…Bu işte bir "iş" olmalıydı. Mesleğini besledi..Yazdı, çizdi, söyledi, düşündü, "düş"tü, uyandı.
Her uyanış, yeniden diriliş ve bir kabuk daha eklemek demekti, kırılan yerleri örtme çabası belki de..
Yazılarını okuyan insanları düşündü. Oldukça bencilce yazılan bu yazılarda, insanlar kendilerinden birşey buluyorlar mıydı? İnsanların bir çoğunun ortak paydasında aşk ve acı var mıydı? "Kimbilir " diye düşündü omzunu silkerek..Son birkaç haftada Hindistan, Irlanda, Ingiltere, Almanya, Brezilya ve  Amerika'dan okuyucuları vardı. Orada yaşayan Türkler miydi? Orjinal dilinde mi okuyorlardı? yoksa google amca çeviri mi yapıyordu onlara? Hakkaten "google" amca mıydı, teyze miydi ? Galiba gözlüklü, hafif kırlaşmış kıvırcık uzun saçlarıyla, mavi papyonlu, kırmızı yuvarlak çerçeveli gözlükleri olan bir amcaydı..Daktilosundan vazgeçemeyen ama ölümsüzlüğü tatmış, son model Apple'ının yanında köhne daktilosunu arada sırada paslanmasın diye kullanan…

Dağınıktı zihni..Odası gibi…Arada toplasa da birkaç gün sürmüyordu bu sukunet. Masaüstü karışık, aklı karışık, sanrılarından yorgun, iflah olmaz aşka aşık bu kadın, yalnız ölecekti biliyordu.
Herkes yalnız doğuyordu, şanslıysa bir dönem aşkla yaşayıp, yalnız ölüyordu.
Kadın aşkı mesleğiyle tatmıştı. "O" asla gitmeyecekti. Hem yalnızlık o kadar da kötü değildi. Alışılmış yalnızlık, insanın kaderi olurmuş. Bu lafı da şimdi buldu, "pek de fiyakalı oldu" diye düşündü. Belki birileri söylemiş, aklının bi yerinde havada asılı kalıp da buraya konmak istemişti.

Tek bir insan istiyordu, ömrüne eş, eşine ömür olacağı.
Birlikte sessizliği paylaşacak…Dans edecek…Tek bir "insan". Çok mu zordu?


29 Nisan 2014

22:20

SA