31 Ağustos 2013 Cumartesi

Ph 7

Kaynak suları bile saf su değerini yakalayamaz, bir asidik bir bazik değerler 
verirken...
 
Ne zor bi yaşam...

Saflıkla salaklık arasında ince çizgide yürümek...

SA

1 Eylül 2013

30 Ağustos 2013 Cuma

Beni n'olur sakın bırakma !


Kanlıca'dayım birkaç günlüğüne...Flüt ( kızkardeşimle eniştemin kedisi ) ile bir arada...Biraz kafa dinlemece, biraz inziva...Okunacak kitaplar, izlenecek filmler, düşünecek konular...

Serhan Şeşen Derneği'nin bu akşamki konuğu Ayşe Gencer...Caz dinletisi...Şu an saat 18:33...
Pencere açık, koltukta oturuyorum. Tatlı bir boğaz esintisinin omzuma dokunuşuyla kitabımın hayal dünyasındayken, birden bire bir ses ile uyanıyorum. Piyano ve muhteşem akorlar...

Evet, sound check alınıyor ve ardından trompette İmer Demirer bu akorlara eşlik etmeye başlıyor.

Ne şans...Ne büyük şans...Müzik, bahçede, yanıbaşımda.

İçimde birşeyler taşmaya başlıyor..Vücudumda dolaşan kan, sinirlerim uyanıyor ve yaşıyor olduğumu hissetmeye başlıyorum. Şarkı söyleme hissiyle doluyor ve müziğin o büyülü dünyasını ne kadar çok özlediğimi fark ediyorum. 

Sanki yüksek debili bir bir nehirde bedenini suya teslim etmek gibi...

Uçaktan serbest atlayış yapıp ve paraşüt açılıncaya kadarki heyecan ve sonra sonsuz mavilikte süzülürken yaşadığın huzur gibi...

Göz yaşlarının içine neler biriktirebilir insan?

Özlemlerini?
Umutlarını?
Hayallerini?

İşte onlar hep bende kalsın diye akıtmıyorum.
Müzik; hayatımın en anlamlı gerçeği ve düşüsün.

Beni n'olur sakın bırakma !


SA
30 Ağustos 2013
Kanlıca

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Dağılmak...


“İki kitap, bir çorap, bir de ne idüğü belirsiz birşey…Dağılmış odasında çarptı gözüne…Dikkatlice baktı, gözünü kırpmadan…Kitaplardan birini daha iki gün önce fırlatmıştı. Sinirlendiği o haberi aldığı anda…Konuştuğu çocuk meğer başkasıyla sevişiyormuş.” Olabilir tabi ! “ dedi içinden bir yanı yadırgarcasına, diğer yani çaresiz bir kabullenişle…Olan, okuduğu kitabına değil, o sırada okuduğu cümle vesilesiyle, yüreğine olmuştu…Kaçıncıydı bu…Kaçıncı yürek kırıklığı…Kitaba uzandı, yerden almak üzere…Ama hayır ,almamalıydı…Kirlenmişti sanki ruhunun o anki enerjisiyle…İçeriye gitti, saçını boyarken kullandığı ameliyat eldivenlerdinden birini çıkarttı çekmeceden ve özenle tek eline giydi…Sanki bir suç unsuruymuşçasına kitabı yerden aldı, rastgele bir sayfa açtı…Dağılmıştı...Tüm anlamlarını giydi..."


SA
24 Agustos 2013


Dağılmak kelime anlamıyla ; ( bknz. TDK )


1. Nsz Toplu Durumdayken Ayrılıp Birbirinden Uzaklaşmak "Zaten Arkadaşlarımın Her Biri Bir Yana Dağılmıştı," - A. Ümit

2. Değer Ve Birimler Belli Etkenlerle, Oranlı Olarak Bölünmek

3. Parçalanarak Yayılmak, Ufalanmak "Kentin Eski merkezindeki EVLER Kendiliğinden Yıkılıyor, Bahçe Duvarları Dökülüp Dağılıyordu." - A. Kutlu

4. karışık Duruma Gelmek, Düzeni Bozulmak "Siyah Saçları Hare Hare Suyun Yüzüne Dağıldı." - C. Uçuk

5. Birliği, Beraberliği Bozulmak "Golü Yiyince Takım Dağıldı. Babanın Ölümünden Sonra Aile Dağıldı."

6. Bir Topluluğun, Kuruluşun Varlığı Son Bulmak, Fesholunmak, Münfesih Olmak

7. Yavaş Yavaş Kaybolmak, Yok Olmak

22 Ağustos 2013 Perşembe

Günaydın :)


Bir sabah…Her zamanki sabahlardan sandığım…Rutine girmedi oysa ki ama birkaç gündür kulağımda aynı şarkılarla yola çıktığımdan ve aynı insanlarla karşılaştığımdan,aynı yerde aynı kahveyi içtiğimdendir belki de bu his…Hatta her zamankinden biraz daha fazla sabah şekerlemesi yapıp, biraz geciktiğim için, içten içe kendime kızdığım bir sabah…( Acelem de yok oysa ki…)

Şapka, kulaklık, tişört ve eşofmanı donanıp,bıraktım kendimi sahile bisikletimin üzerinde yol almaya…

Gözüm bir yandan yolda, bir yanda da deniz ne kadar güzel, durgun diye içimden geçirirken siyah bir yüzgeç gördüm sanki…Sonra yok canım balık olamaz, bazen rastladığım dalgıçlardan birinin paleti herhalde diye düşündüm…Hava mavi, deniz mavi ve aydınlıkltı…Fakat sanırım benim rengim griye çalıyordu bu sabah.

Yola devam ederken, o gördüğüm karartının yunus olduğunu anlamam uzun sürmedi…Bir dalıp bir çıkıyordu…En son 4-5 sene önce sahilde bir yürüyüş esnasında görmüş ne de mutlu olmuştum.Hatta bu yaz tatilinde tekneyle çıktığımızda gözüm hep yollarda onu aradı…Binlercesinden, sadece birini….

Bu kez oradaydı…Yüzüme kocaman bir gülümseme yerleşti…Mimik çizgilerimin izini derinleştirircesine…Fotoğraflamak istedim her ne kadar akıllı telefon olarak adledilseler de bence uyduruk olan kamerasıyla…Poz vermedi yunus bana…

Kartal’da sabah kahvesi molamı verdikten sonra dönüş yolunda bu kez sürü olarak paralelimde yüzüyorlardı…Biri dalıyor, diğeri çıkıyordu…Mutlululuktan ağzım kulaklarımda, çektim kenara bisikletimi ve izledim bir süre onları…

Yoluma devam ettim sonra…ta ki çok yakınımda bir tanesini görünceye kadar…Hemen durdum, kayalıkların üzerine çıktım ve ıslık çalmaya başladım…O kadar yakınıma geldi ki neredeyse kayaya kafasını uzatıp sevdirecekti kendini…Bir adım sen gel, bir kulaç ben geleyim diyordu...Bir sağ tarafa bir sol tarafa yüzdü…Sanki “Günaydın, herşey güzel olacak” dercesine…





Bir güne güzel başlamak, devamında bizi ne bekliyorsa beklesin güzel bir his…Doğayı, onun bir parçası olduğumu hissettiğim her an’ı çok seviyorum.

Günaydın J

SA
22 Ağustos 2013

20 Ağustos 2013 Salı

Limon Reçeli...


Yaktım…

Önce özenle hazırladım her bir malzemeyi…Kendi kafama göre yapmak istedim.Bir yerlerden okumadan, tariflere bakmadan…İçgüdüsel…Olur sandım.
Damla sakızını unufak ettim önce özenle…Aktardan almıştım,mis gibi koktu mutfağın her bir yanı…Derin derin çektim içime…Pek severim.
Sonra limonları doğradım,ince ince…Miktar-ı kafi toz şekerle birlikte kaynamaya bıraktım.

Başında durmak gerekirmiş.
Limon reçeli yerine, acı ve kahverengi limon macunu elde ettim.

Hayatta sevdiğimiz, özenle yaklaştığımız, kimi zaman kokusunu derinlere çektiğimiz insanlar…Onların da başında mı durmak gerekiyor yanmamaları için?

Bazen bir bakıyorsun, hayatına tat katarken,  göz açıp kapayana kadar acıya çalıvermiş sende bıraktıkları tadları…

Bu kez direnmedim ve internetten tarife baktım.Meğer limonları önce, hem de iki kere suda kaynatmak gerekiyormuş.Acısı çıksın diye…Tekrar deneyeceğim elbet…

İyi de…hayatta ne yapmak lazım gelir ? Google amca, sorsam sen bilir misin?


SA
20 Ağustos 2013

18 Ağustos 2013 Pazar

Hayat , sen ne acayip bir şeysin?


Bindiğin dalı kesmek…Ağaç yerinde durur. Diğer dalları da…Hatta kimi yeşerir, meyve verir. Sen düştüğünle kalırsın…mı?

Ağaç , bir dalının eksikliğini hissetmez mi? Ya o dalın altında gölgelenen canlılar ? Daldan düşenler tekrar ağaca tırmanırsa ne olur? Ağaç onları kabul eder mi? Yoksa dalını kestiği için sürer mi?

Hayat , sen ne acayip bir şeysin?


SA
18 Ağustos 2013

17 Ağustos 2013 Cumartesi

Zamanı gelmiştir...


Bazen bazı döngüler tamamlanır.Ve başka bir döngü başlatmak istersin..Onca zaman durduktan sonra…
Ve aniden bir şey tetikler…Bir insan…Bir his…Bir kuş tüyü… Uyandırıverir seni…Önce uyuşursun.İnanamazsın denk gelmişliğine…Ya da zaten varoluşunun gerçekliğine…Bir ülke için yapabileceğini yaptıysan, gözünü kırpmazsın gitmeyi düşünmek için başka diyarlara…Sadece annen gelir aklına…Baban…Kardeşin…Sevdiklerin…
Sevdiklerin için yapabileceğinin en iyisini hep yaptıysan güne kadar , gözün arkada kalmaz günden sonrasına…
Parçaların bütün olma vaktine az kala, gökyüzünden döne döne avucuna konan tüye şaşıp, gülümsersin. Süzülen yaş dudağına değdiğinde aldığın o tad ile anlarsın. Zamanı gelmiştir.


SA
17 Ağustos 2013