31 Temmuz 2014 Perşembe

Şerefe !

Hiçbirşey şaşırtmaz olmuştu artık onu.
Geleceğim diyip de, gelmeyen sevgililerden tutup da,
Arayacağım diyip de, aramayanlardan.
Göz kırpıp da, başkasına koşanlardan…

Yoksa, anlamı kadar mıydı yaşamı…
Anlamlandırdığı kadar mıydı?

Yüklediği anlam karşısındakine…
Verdiği kıymet…Kadar…ve Karar...

Bir döngü vardı.
Başlamasıyla bitmesi arasında geçen, takribi 25 gün…

Bıraktı…

Gülüyordu kahkahayla,
Kahkahayla gülmek ülkesinde ayıp adlediliyordu şu sıralar…
İnadına gülüyordu…
Yalnızlığına kaldırdı kadehini,
Onu tek terk etmeyen, kendine...
Ve yüksek sesle haykırdı.
Şerefe !

SA
31 Temmuz 2014
Dragos


13 Temmuz 2014 Pazar

Çok biriktirmemeli "artık" ...

Gün içinde,  birçok defa ,  aklıma blog yazısı olabilecek fikirler geldi.. Erteledim. Ve şimdi bilgisayarımı açtığımda uçuşup gitmişlerdi.

Hayatımıza bazen insanlar girer. Yaşanabilecek bir takım şeyler ertelendiğinde, uçuşup giderler onlar da fikirler gibi.

Neden erteler insan?

Vakti olmadığı için? Korkuları yüzünden? Cesareti yoktur belki o an?
Peki dönüp baktığında geçen zamana…

Birkaç gün önce çok zor bir gün geçirdim. Sabahtan itibaren her işim ters gitti. Genelde herşey yolunda gider hayatımda..Tesadüflere çok yer açmadığımdandır belki. Plansız gözüken planlılardanım belki de... Rölantide çalışan bir makine gibi…( Ne sıkıcı geliyor kulağa..)

Ardı arkası kesilmeyen olumsuzluklardan sonra , gün sonunda bilgisayarım çökerek son darbeyi vurdu. Oysa ki daha bir gün öncesinde 5 yıldır emektarım, gık demedi diye övünmüştüm. Bilgileri kurtaramadık fakat yeni bir harddisk takılarak sorun çözüldü.

Çok basit olan şeylerin dahi ardında anlam aramayı seviyorum. Yaşadığım o talihsiz gün, bana beni hatırlattı. Fazla yükleniyor, fazla düşünerek fazla yoruyorum beynimi. Mekanizma öyle iyi çalışıyor ki devreler yanmadan soğutucular devreye giriyor :) İnsan vücudunun mucizesidir gözyaşı...

Son birkaç günü düşündüm. Geçmişe yönelik duygularım su yüzüne çıkmıştı. Bilincim rüyalarla bu tıkanıkları çözmeye çabalıyordu. Yorulmuştu. Al sana dedi hayat..

Yenilenen ve geçmişten eser kalmayan bilgisayarım ve ben yeni yolculuklara yelken açmaya hazırız. Çok biriktirmemeli "artık"

SA

13 Temmuz 2014
Niğde

30 Mayıs 2014 Cuma

Tuhafiye...

Karar almak…
Karar vermek…
Aynı anlama gelmesi ne tuhaf.


SA
30 Mayıs 2014


Herkesin dünyası kendine…

Zihnimden ne çok düşünce geçiyordu. Raporları yazmalıyım, odamı toparlamalıyım, müzikal gösteriye az kala kostümleri planlamalı ve kemerleri dikmeliydim, biraz egzersiz yapmalıydım, hayat bazen kimileri için duruyordu, acı çeken sevdiklerim için güzel şeyler düşünüp uzaktan da olsa onlara deva olabilir miydim , acilen hazırlanıp çıkmalıydım veli görüşmesi vardı saat 14:30'da…

Odamın perdesini araladım, gün ışığı ve kuş cıvıltıları doldu içeriye. Birden hava karardı..Sanki yaşamda herşey yolundayken birden bire herşeyin tepeteklak olabildiği gibi. Birden dünya ağladı. Salya sümük..Bazen seyirci kalır insan. Yağmuru izledim, dinledim..İçimden bahçeye inip dünyanın gözyaşlarını tenimde hissetmek geldi. Oysa ki buna vaktim yoktu. Bir süre sessizce dinledim, gürlüyordu. Kim üzmüştü dünyayı bu kadar ?

Kimi insanlar kaçıyordu dünyanın gözyaşından, kimileriyse bir şemsiye açıp koruyordu kendini acısı bulaşmasın diye belki üzerine. Dünya kendine akıttı yaşlarını yine. Derken telefonum çaldı. Görüşmenin iptal olduğu haberini aldım. Giyindim ev kıyafetlerimi, bir Türk kahvesi yaptım. 40 yıl hatırı olacak bir konuşma yaptık dünyayla..Sustu.

Herkesin dünyası kendine…

SA

30 Mayıs 2014

15 Mayıs 2014 Perşembe

S O M A






Söylenecek söz çok, bir o kadar da yok..

İnsan ;

yaşamını sürdürebilmek için çalışmaya mecbur kılınan varlık…
hayatını , ihmaller uğruna tehlikeye atabilen varlık…
evladının , ailesinin kursağına bir lokma ekmek girsin diye gece gündüz demeden  zamanını, ömrünü üç kuruşa satmak zorunda olan varlık…

Gün oluyor ihmaller, gün oluyor terör, gün oluyor doğal afetler, gün oluyor ecel alıyor canları…

Cehennem dedikleri bu dünya üzerinde..Cayır cayır yanıyor yürekler…

Adına para dedikleri, üzerinde rakamlar olan kağıt parçaları yönetirken dünyayı, cebine en çok sokuşturan ne zannediyor varlığını ?

3 tarafı denizlerle çevrili güzelim ülkemiz, her tarafı ejderhalarla çevrili kuklalar cehennemine dönüşüyor.

Cehalet sızdırılıyor.. Barbarlık rant sağlıyor. Emek dediğin şey üç kuruşluk sadaka..

İnsan ;

yok olmanın eşiğinde…bu memlekette !

SA
16 Mayıs 2014



29 Nisan 2014 Salı

Çok mu zordu?

Tek bir insan istiyordu. Yanında yürüyecek…Kimi zaman birkaç adım ileride, kimi zaman geride kalacak ama adımlarının birbirine denk olduğunun bilincinde,  hayatın ritminde uyumu yakalayacak..
Bir gün "geldi" sandı. Hep sanmıyor muydu? Ne çok sanrı vardı son 7 yıldır yaşamında.
Artık yorgun, bıkkın, vazgeçmeyi kabullenmeye çalışan bir hali vardı.
Vazgeçmeyi kabullendiğinde ölmez miydi ruh ? Aşk yoksa, ruhun yaşamasının ne anlamı vardı diye düşündü. "O" sandıkları gitmişti hep…Ya başka bir ülkeye..Ya başka bir kadına..Ya da her nereyeyse…Bu işte bir "iş" olmalıydı. Mesleğini besledi..Yazdı, çizdi, söyledi, düşündü, "düş"tü, uyandı.
Her uyanış, yeniden diriliş ve bir kabuk daha eklemek demekti, kırılan yerleri örtme çabası belki de..
Yazılarını okuyan insanları düşündü. Oldukça bencilce yazılan bu yazılarda, insanlar kendilerinden birşey buluyorlar mıydı? İnsanların bir çoğunun ortak paydasında aşk ve acı var mıydı? "Kimbilir " diye düşündü omzunu silkerek..Son birkaç haftada Hindistan, Irlanda, Ingiltere, Almanya, Brezilya ve  Amerika'dan okuyucuları vardı. Orada yaşayan Türkler miydi? Orjinal dilinde mi okuyorlardı? yoksa google amca çeviri mi yapıyordu onlara? Hakkaten "google" amca mıydı, teyze miydi ? Galiba gözlüklü, hafif kırlaşmış kıvırcık uzun saçlarıyla, mavi papyonlu, kırmızı yuvarlak çerçeveli gözlükleri olan bir amcaydı..Daktilosundan vazgeçemeyen ama ölümsüzlüğü tatmış, son model Apple'ının yanında köhne daktilosunu arada sırada paslanmasın diye kullanan…

Dağınıktı zihni..Odası gibi…Arada toplasa da birkaç gün sürmüyordu bu sukunet. Masaüstü karışık, aklı karışık, sanrılarından yorgun, iflah olmaz aşka aşık bu kadın, yalnız ölecekti biliyordu.
Herkes yalnız doğuyordu, şanslıysa bir dönem aşkla yaşayıp, yalnız ölüyordu.
Kadın aşkı mesleğiyle tatmıştı. "O" asla gitmeyecekti. Hem yalnızlık o kadar da kötü değildi. Alışılmış yalnızlık, insanın kaderi olurmuş. Bu lafı da şimdi buldu, "pek de fiyakalı oldu" diye düşündü. Belki birileri söylemiş, aklının bi yerinde havada asılı kalıp da buraya konmak istemişti.

Tek bir insan istiyordu, ömrüne eş, eşine ömür olacağı.
Birlikte sessizliği paylaşacak…Dans edecek…Tek bir "insan". Çok mu zordu?


29 Nisan 2014

22:20

SA


25 Mart 2014 Salı

KVG...

Sevginin kaç hali var? Madde gibi katı, sıvı, gaz olarak sınırlandırılabilir mi, sınıflandırılabilir mi?
Yoksa sevginin tek bir hali mi vardır? Neleri sevebilir bir insan? O günki gün ışığının camdan süzülmesini ? Sokakta yürürken ona tatlı tatlı bakan bir kediyi ? Ağacın o mevsimlik rengini ? Havanın kokusunu ? Özlediği bir şehri ? Onu sevmediğini bildiği bir insanı ?
Hepsini sevebilir…Sevgisinin boyutunu yalnızca kendi bilir..Ölçülebilirliği varmış gibi…

Sahi, sevginin ölçüsü var mı?

Babaannem derdi ki ; "ileride evlenirsen eşin seni daha çok sevsin..İşte o zaman mutlu olursun kızım."

Şimdi şimdi ne demek istediğini anlıyorum. Anlıyorum, anlıyorum da…Uygulaması pek zor , benim gibi bir ruhun..Bugüne kadar öyle sevdim ki…ve sevdiğim oranda incindim. Terazi kefeleri denk olsa keşke..Kimi zaman dengeler değişse de..

Sevginin ağırlığı var mıdır peki?

Bir başkasının sevgisinin altında ezilmek mümkün mü? Yıllarını , yaşanmamışlıklarla harmanlamak? Beklemek, belki bir ömür…Bu dünya kavuşmak için kirlendi belki de…

Ne çok soru var , hayata dair.

Yaş aldıkça sorgulanan, günler geçtikçe zorlaşan…"Koy ver gitsin" diyemeyen ruhlar özgür mü?

Peki ya , buldun sandığın eşinin eşi sen değilsen…

Onu, senden daha çok seven biri olduğunu anladığında teslim oluyorsun zamana ve aşka...

34…Hoş geldin…


SA
26.03.2014
00:02