12 Kasım 2013 Salı

Olmak ya da olmamak...


Yorgun ama mutlu sandığı bir günün ardında , erken gece olan bir gündü. Otobüsü beklemeye koyuldu eve dönüş yolu için.Bekledi…Bekledi…Bekledi…20 dakika öylece bekledi..Hava oldukça soğuktu.Kızdı kendine.Yapamadıkları için.
Gözlerinden yaşlar bir anda dökülüverdi durakta tek başına beklerken.Sanki hayatı gibiydi.Soğuk bir köşede yalnızca beklemekmiş gibiydi yaşamda hissettiği. Otobüs geldi, ilerlerken arka koltuğa doğru, kimsenin yüzüne bakmadı.Oysa severdi insanların yüzüne bakmayı.Yüz bulamadı belki de.Kendi hayatında kendince işlediği hataları düşünürken…

Yol boyunca süzüldü yaşlar boncuk boncuk, sessizce..Iç çekmeden sessizce ağlıyordu artık. Hayatının şunca yılını, 17 dakikalık zamana sığdırdı sorgularını.
Yenilmişmiydi, kazanmış mıydı? Ya da bunların ne önemi vardı.
Asıl olan hisleri değil miydi? Ne hissettiği?

Yenik hissediyordu.Hayata karşı, sevgiye karşı.Yenik.

Sevgisi dolup taşıyordu ve taşıyamıyordu.Derinlerde yaşardı , fakat sevmeye değer buldukları derine inemeden bir akıntıya kapılıverip kaybolurlardı hep. Derinlerde derinlere dalardı yine..Korkmazdı sudan.Sudan sebeplerle uzaklaşanlardan. Ve bilirdi esas zenginliklerin derinlerde olduğunu.

Toprağa basmak istedi çıplak ayak.
Ya da ayak ucuyla buz gibi denize.
Var olduğunu hissetmek istedi belki de.
Bütün mesele..Olmak ya da olmamaktı.


SA
12 Kasım 2013



William Shakespeare

“Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!
Düşüncemizin katlanması mı güzel
Zalim kaderin yumruklarına, oklarına
Yoksa diretip bela denizlerine karşı
Dur, yeter demesi mi?
Ölmek, uyumak sadece!
Düşünün ki uyumakla yalnız
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü.
Çünkü, o ölüm uykularında
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir felaketleri yaşanır yapan.
Yoksa kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine
Sevgisinin kepaze edilmesine
Kanunların bu kadar yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine
Kötülere kul olmasına iyi insanın
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa
O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
Ürkütmese yüreğini?
Bilmediğimiz belalara atılmaktansa
Çektiklerine razı etmese insanları?
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Yürekten gelenin doğal rengini.
Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
Yollarını değiştirip bu yüzden
Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.

W. Shakespeare / Hamlet”


9 Kasım 2013 Cumartesi

Reçine...


Ağacın gözyaşlarıydı reçine…
Akıtıp da üzerinden atamamıştı…Ne çile…
Biriken gözyaşlarıyla yaşamanın, ne denli ağır olduğunu bilir misin?

Belki bir gün bir keman ustası gelip toplardı o reçineyi…
Tel ve arşeyle bir olan, doğan sesler,
Vesile olurdu akıtamadığın yaşlara…
Kem anına dost olurcasına…


SA
5 Kasım 2013
Kadıköy - Bahariye


30 Ekim 2013 Çarşamba

Kırık...




İnsan kaç kere kırılır?

Bir cam olsaydı eğer,  bir kere  düşürüldüğünde kıymetli bir elden,  tuzla buz oluverirdi. Bir porselen olsaydı, belki tekrar birleştirilebilirdi dağılan parçacıkları ve mutlaka ama mutlaka ufacık bir parça eksik kalırdı..Bir müzik aleti olsaydı, kırıldıktan sonra eskisi gibi tınlamazdı…

Kırılma anında, içindeki tüm birikenler de dağılır..Onları da toparlamak ve yeniden içine doldurmak icab eder…İnsan bu ya…Her birinden biraz birşeyler almış gibi sanki…

Cam kırıklarını da süpüren biri var, porselenin de parçacıklarını toplayıp birleştiren de..ve müzik aletini çalan…

Peki, can kırıklıklarını kim toplayabilir insanın? 

Müzik..Şarkı söylemek…İster sahnede yüzlerce kişiye…İster evde odamda kucağımda bilgisayarla yaptığım kayıtlarda bomboşluğa…Kainata uçuruyorum sesimi...Bakıyorum da yaş aldıkça ne de çoğalmış kırgınlıklarım. Dağılmış sesimin her bir köşesine..ve yaşadıklarımdan anladığım tek şey, bu bitmeyecek. Bundan sonra ne yapmalı?

Peki ya sen; hayatının geri kalanında ne yapacaksın?

What are you doing the rest of your life?

https://soundcloud.com/selmin-artemiz/what-are-you-doing-the-rest-of

SA
30 Ekim 2013

What are you doing the rest of your life - Kayıt tarihi : 28 Ekim 2013

16 Ekim 2013 Çarşamba

Small umbrella in the rain...

Yağmur suyu berekettir. Yağmur suyu hasrettir. Yağmur suyu dünyanın gözyaşlarıdır. Toprağa akan milyonlarca insanın gözyaşının iade-i afiyetidir yağmur suları. Tuzludur biraz.Sağanakta ruhu temizler nevi şahsına münhasır sesiyle...

Ve şemsiye...

Yağmurdan koruyan bir araç gibi gözükse de romantik bir tarafı vardır..Bir sığınak...Delicesine ıslanmak da bir seçim, şemsiye ile kısmen korunmak da...Yağmurlu havalarda yürüyüşe çıkmamak da...Peki hava günlük güneşlikken aniden yağan yağmura ne demeli?

Gökkuşağını getirir...

Ve yağmurda dans...Hep özlemini yaşadığım an..Sahilde dalga sesleri ve yağmurun eşliğinde, loş bir spot ışık altında, sevgiliyle yapılan Tango...

Yağmuru konu alan birçok film, şiir, şarkı vs var tabii. Fakat beni etkileyen bir şarkı, bu yağmurlu İstanbul akşamında kulağıma dolandı.

Little Woman isimli Müzikal'den Small Umbrella in the rain..

http://www.youtube.com/watch?v=Eob_h7SxdYs


Şarkının ismi dahi o kadar tatlı ve sıcak tınlıyor ki insanın aşık olası geliyor. Küçücük bir şemsiyeyi paylaşmak... Ya da delicesine sırılsıklam olmak, tüm farklılıklara rağmen...


SA
16 Ekim 2013
Kanlıca



9 Ekim 2013 Çarşamba

Devr-i alem...


Yıllar yıllar önce…Şu an oturduğum yerde Kristal Büfe vardı. O zamanlar; Bağdat Caddesi’nde bu kadar çok “kahvehane” nin olmadığı dönemlerdi. Haftasonları Sinem’le caddeyi bir iki defa arşınladıktan sonra, soluklanıp bol kalorili Banana Split’i ( dondurmalı, muzlu bir tatlı ) paylaştığımız yerdi şu iki masa ötedeki koltuğun olduğu yer. Bugün rastgele oturduğum masa ise, yıllar önce sevgiliyle İtalyanca kursu çıkışında oturup sahlep içtiğimiz masalardan biri belki de…Dışarının buz gibi, ama içimizin sıcacık olduğu yıllar. Sahlebin yanında kek ikram ederlerdi, tadı damağımda…Hatırası dimağımda… Şimdilerde her mekan birbirine benzer, her kahve neredeyse aynı oranda fabrikasyon. Karton bardaklar, yalnız içilen kahveler kadar soğuk…

Hava ılık da olsa ruhların üşümesi bundan olmalı


Bu devir ne zaman devredecek ? Ruhun devrilmesine sebep olan ne? Devler aşık oluyor mu hala?

 
SA
09 Ekim 2013
Starbucks Erenköy

8 Ekim 2013 Salı

Özlem...


Gün batımında sarılmak istiyorum güneşe
Doğarken sana getirsin beni diye…
Ay’ a tutunurken hayallerim,
Bir göktaşına zıplar, dağılır belki evrenin boşluğuna…
Ve kimbilir sonra da bir yağmur damlacığına tutunup
Düşer yüzüne, sen yüzünü göğe döndüğün tam o anda…
İşte o zaman bir yaş akar gözümden,

Sanki kavuşmuşcasına…

SA
8 Ekim 2013