30 Ekim 2013 Çarşamba

Kırık...




İnsan kaç kere kırılır?

Bir cam olsaydı eğer,  bir kere  düşürüldüğünde kıymetli bir elden,  tuzla buz oluverirdi. Bir porselen olsaydı, belki tekrar birleştirilebilirdi dağılan parçacıkları ve mutlaka ama mutlaka ufacık bir parça eksik kalırdı..Bir müzik aleti olsaydı, kırıldıktan sonra eskisi gibi tınlamazdı…

Kırılma anında, içindeki tüm birikenler de dağılır..Onları da toparlamak ve yeniden içine doldurmak icab eder…İnsan bu ya…Her birinden biraz birşeyler almış gibi sanki…

Cam kırıklarını da süpüren biri var, porselenin de parçacıklarını toplayıp birleştiren de..ve müzik aletini çalan…

Peki, can kırıklıklarını kim toplayabilir insanın? 

Müzik..Şarkı söylemek…İster sahnede yüzlerce kişiye…İster evde odamda kucağımda bilgisayarla yaptığım kayıtlarda bomboşluğa…Kainata uçuruyorum sesimi...Bakıyorum da yaş aldıkça ne de çoğalmış kırgınlıklarım. Dağılmış sesimin her bir köşesine..ve yaşadıklarımdan anladığım tek şey, bu bitmeyecek. Bundan sonra ne yapmalı?

Peki ya sen; hayatının geri kalanında ne yapacaksın?

What are you doing the rest of your life?

https://soundcloud.com/selmin-artemiz/what-are-you-doing-the-rest-of

SA
30 Ekim 2013

What are you doing the rest of your life - Kayıt tarihi : 28 Ekim 2013

16 Ekim 2013 Çarşamba

Small umbrella in the rain...

Yağmur suyu berekettir. Yağmur suyu hasrettir. Yağmur suyu dünyanın gözyaşlarıdır. Toprağa akan milyonlarca insanın gözyaşının iade-i afiyetidir yağmur suları. Tuzludur biraz.Sağanakta ruhu temizler nevi şahsına münhasır sesiyle...

Ve şemsiye...

Yağmurdan koruyan bir araç gibi gözükse de romantik bir tarafı vardır..Bir sığınak...Delicesine ıslanmak da bir seçim, şemsiye ile kısmen korunmak da...Yağmurlu havalarda yürüyüşe çıkmamak da...Peki hava günlük güneşlikken aniden yağan yağmura ne demeli?

Gökkuşağını getirir...

Ve yağmurda dans...Hep özlemini yaşadığım an..Sahilde dalga sesleri ve yağmurun eşliğinde, loş bir spot ışık altında, sevgiliyle yapılan Tango...

Yağmuru konu alan birçok film, şiir, şarkı vs var tabii. Fakat beni etkileyen bir şarkı, bu yağmurlu İstanbul akşamında kulağıma dolandı.

Little Woman isimli Müzikal'den Small Umbrella in the rain..

http://www.youtube.com/watch?v=Eob_h7SxdYs


Şarkının ismi dahi o kadar tatlı ve sıcak tınlıyor ki insanın aşık olası geliyor. Küçücük bir şemsiyeyi paylaşmak... Ya da delicesine sırılsıklam olmak, tüm farklılıklara rağmen...


SA
16 Ekim 2013
Kanlıca



9 Ekim 2013 Çarşamba

Devr-i alem...


Yıllar yıllar önce…Şu an oturduğum yerde Kristal Büfe vardı. O zamanlar; Bağdat Caddesi’nde bu kadar çok “kahvehane” nin olmadığı dönemlerdi. Haftasonları Sinem’le caddeyi bir iki defa arşınladıktan sonra, soluklanıp bol kalorili Banana Split’i ( dondurmalı, muzlu bir tatlı ) paylaştığımız yerdi şu iki masa ötedeki koltuğun olduğu yer. Bugün rastgele oturduğum masa ise, yıllar önce sevgiliyle İtalyanca kursu çıkışında oturup sahlep içtiğimiz masalardan biri belki de…Dışarının buz gibi, ama içimizin sıcacık olduğu yıllar. Sahlebin yanında kek ikram ederlerdi, tadı damağımda…Hatırası dimağımda… Şimdilerde her mekan birbirine benzer, her kahve neredeyse aynı oranda fabrikasyon. Karton bardaklar, yalnız içilen kahveler kadar soğuk…

Hava ılık da olsa ruhların üşümesi bundan olmalı


Bu devir ne zaman devredecek ? Ruhun devrilmesine sebep olan ne? Devler aşık oluyor mu hala?

 
SA
09 Ekim 2013
Starbucks Erenköy

8 Ekim 2013 Salı

Özlem...


Gün batımında sarılmak istiyorum güneşe
Doğarken sana getirsin beni diye…
Ay’ a tutunurken hayallerim,
Bir göktaşına zıplar, dağılır belki evrenin boşluğuna…
Ve kimbilir sonra da bir yağmur damlacığına tutunup
Düşer yüzüne, sen yüzünü göğe döndüğün tam o anda…
İşte o zaman bir yaş akar gözümden,

Sanki kavuşmuşcasına…

SA
8 Ekim 2013

3 Ekim 2013 Perşembe

Koridor...


İnsanın sevdikleri hastalandığında içi fena acıyor..Hele ki narkoz alıp bir operasyon geçirecekse…Hayatımda bir kez ameliyat oldum. Çok cesur hissediyordum kendimi, verdikleri cesaret hapı öncesinde bile…Sonrası da zaten oldu bittiye gelmişti. Fakat , sevdiklerinin hasta yatağında ameliyathaneye gidişini görmek, buruk bir tat bırakıyor yürekte ve ruhta…

Babacığım bugün 3. Ameliyatını oldu. İkişer sene arayla bu üçüncü ve umarım artık sonuncu olur. Gerçi bir önceki by-pass tan sonra bu fasülyeden bir operasyondu.Fakat narkoz alacağı için oldukça endişeliydim.

16:30 ‘da götürdüler ameliyathaneye ve saat 19:30 a kadar bir türlü bilgi alamadık.Yoğunluk var, geç almışlardır varsayımlarıyla hemşireler bizi oyalıyordu sanki.Sonra dayanamadım ve aynı hastanede görev yapan kuzenimin eşi Arzu ablayı aradım.O hemen, içerden bilgi alır size iletirim Selmin’cim dedi ve 5 dakikaya kalmadan geri aradı.Operasyonun devam ettiğini, herşeyin yolunda olduğunu söyleyince rahatladık tabii.

Bu sırada, hastanenin diğer katlarında neler oluyordu?

Odanın birinde yaşama galip gelmeye çalışan biri, diğerinde yeni doğan bir bebek ve anne babasının sevinci, bir başka  odada sınava hazırlanan bir tıp öğrencisi, bir odada Tango dersi…Merdiven boşluğunda durup öylece izledim. Tango müziği geliyordu kulağıma ve kimbilir belki o müzik o anda bir hastaya umut ışığı oluyordu. Diyordu  ki belki ; bi iyileşeyim ben de başlayacağım tangoya

Hayat ne garip birşeydi.

Yaşam, acı tarafını sevdiklerimizden yana göstermesin. Dua’m , dileğim bu...
Ve insan böyle zamanlarda ne çok özlüyormuş, sessizce başını yaslayacağı birini…



SA

1 Ekim 2013
Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Pendik

26 Eylül 2013 Perşembe

Zamanı geldi...



Hayat bazen oyunlar bize…
Bazen de güldürür bizi sebepsizce..
Nefes al..Sakin ol…
Gülümse hep…Şimdi..Şimdi…

Zamanı geldi , zamanı geldi
Mutluluğun zamanı geldi…


Bu sözleri Nisan ayı civarında SizDrama ‘da çocuklarla yapacağımız müzikal için yazmıştım.Sidikli Kasabası’na oyuna giderken Bostancı-Taksim çift katlı otobüsünde en öndeki koltukta…Ilk duraktan bindiğimden hep boş olurdu o en öndeki koltuk ve hep oraya otururdum.Kulağımda parçanın orjinali dönerken ( Avenue Q – For now ) bi anda sözler akıvermişti kalemden kağıda doğru…O an yine canlandı gözümde…Tabi oyundaki şarkıları uyarladığımız için birebir  çeviri değil…

Bazen düşünüyorum hatta bu aralar çok daha fazla, sahip olduğumuz neler var?
Sadece kendi ruhumuz mu? Ona bile sahip değiliz aslında…

Sahip olmak neyi gerektirir? Ya da sahip olmamak neyi ?

Hayal kurardım eskiden…Hayaller gerçekleşince masal biter mi?
Tek başına yeni masallar kurmak bu kadar zorlaşır mı?
Bir an eline verilen ve sonra bir anda elinden alınan oyuncaklar, yaşam kaynağınsa eğer, bu ülkede hayal kurmak gerçekten zor.

Müziğe dair gelecek planım yok…Tiyatro’ya dair yok. Öğretmenlikle ilgili yakın tarihli planlarım var…Çocuklara müziği , müzikali sevdirmek…
Hayata dair, bu ülkede planım yok.

Ya plansız yaşamaya devam edeceğim…
Ya da hayal kurabileceğim başka diyarlara gideceğim.


Zamanı geldi.


SA
26 Eylül 2013