Nam-ı diğer Selmini, uçların insanıdır.Siz deyin 0,5 biz diyelim 0,7… 0,9 olmadığı kesin zira biraz kırılgandır her insan kadar.Çocukken astronot, orkestra şefi,buz pateni sanatçısı ve yunus bakıcısı olmak istemiştir.Aklı selim yaşlara geldiğinde bir delilik yapıp, bilgisayar başındaki kariyerinden ;hayallerinin peşinden koşmak için kalkmıştır.Hala onu sabahları sahilde bisiklete binerken , akşamları da tiyatro sahnesinde hayallerini yakalamaya çalışırken görebilirsiniz.
1 Ocak 2015 Perşembe
Mini hikaye...
Yorgun argın çıkmıştı o gün iş yerinden.. Alelacele eve varmanın telaşı sarmıştı her yanını..Bedeninin yorgunluğu, ruhunun coşkusuyla savaşıyor, bir an evvel kavuşmak istiyordu sevdiğine. Bir yanı diyordu ki ; "bin şu otobüse, 1 saatte evdesin" … Diğer yanı ; "hadi koşsana oğlum, bu trafik çekilir mi bu saatte , hem böylece 20 dakka erken varırsın."
Ruhu koşmak istede de bedeni artık o kadar genç değildi.
İstemeye istemeye otobüsü beklemeye koyuldu.
Ve aniden, tıpkı o günki gibi yağmur çiselemeye başladı. Yüzünü göğe çevirdi ve 30 yıl geriye gitti. İlk buluşmalarında da aynı böyleydi hava. Onu durakta beklerken başlamıştı bahar yağmuru ve o geldiğinde birdenbire güneş açıp, gökkuşağı belirmişti. Göz göze ilk geldiklerinde ikisi de aynı anda gülümseyip , gökkuşağını göstermişlerdi birbirlerine.
Ve ne zaman gökkuşağı çıksa, ses etmeden birbirlerine bakıp gülümserlerdi.
Yıldönümlerinde, doğa sanki onlara armağan veriyordu. O gün, gözlerinin buluştuğu ilk andan itibaren geçen 10.800'ncü gündü.
Otobüs geldi. Adam otobüse bindi. Sevdiği kadının gözlerini düşündü, ona bakışını…Sesini…Sessizliğini...Hiç değişmemişti.
Anahtarı olsa dahi , sevdiği kadının evde olduğunu bildiği günlerde, kapıyı o açsın isterdi.
Evin kapısını çaldı. Yağmur yağıyordu.
Kapı açıldı. Yağmur dindi.
Sessizce gülümsediler birbirlerine…Sarıldılar.
Aniden açan güneşle birlikte beliren gökkuşağına bakarak.
SA
2 Ocak 2015
01:20
Hamurtraş...
Öğlene doğru geliyordu saat, uyandım… Evdekiler hala derin
uykudaydı. Evi mis gibi kokutmak geldi içimden…Tabiiki de 100 numaraya giderek değil... Hep de
yanlış anlıyorsunuz canım…İstikametim mutfaktı, açtım dolabı baktım neler
var, ne yapabilirim spontan…
Un vardı, su vardı, şeker vardı, tuz vardı…Helva yapsana
dediğinizi duyar gibiyim. Ekmek yapayım , yılın ilk gününde mis gibi olur, gün
sıcacık başlar diye düşündüm.
Daha önce bir defa ekmek yapma girişimim olmuştu , içine
maya koymayı unuttuğumdan pek bir şeye benzememişti doğrusu.. Oysa içine
sevgimi de katmıştım.. Neyse…
Bu defa önce sevgimi ve sonra da mayayı ekledim.
Teknoloji çağındayız aç interneti bak di mi? Yooo hayır illa
uydurmasyon yapacağım.
Şekil vermeye çalışırken bir hamur öbeği kalp gibi duruyordu
ellerimin arasında..Eee bunun sonu belli , kalp olacak belli ki dedim. Ve
tepsiye koyup birazcık da "hamurtraş" edasıyla şekillendirdim.
Bu ekmeğe ne katabilirim diyerek biraz yumurta ve çörek otuyla
süsledim. Yine de eciş bücüş gözüküyordu.
Fırını önceden yakmıştım. Sıcacık olmuş, hamurların
gelmesini bekliyordu.
Aradan bir süre geçti ve mis gibi bir koku yayılmaya başladı, evin her yerine…
Aşk’ın kokusuydu bu… Hamurun , fırınla buluşması…Onu dönüştürmüştü..
Şekli şemali ortaya çıktı ve artık gerçekten kalbe benziyordu.. Hamurdan ekmeğe dönüştüğünde
, beslemek için, hayata keyif katmak için oradaydı…
1 Ocak 2015
SA
30 Aralık 2014 Salı
Yürüdüler…Yürüdüler…Yürüdüler……..
Yol uzundu..Çetrefilliydi..Kimi zaman kalabalık kimi zaman yalnız ilerliyordu. Nereye gittiğini bilmeden attığı adımlar, kimi zaman karşılaştıkları insanlar, artık onu yormaya başlamıştı.
Epeydir yalnız yürüyordu. Zaman zaman kendi kendine konuşur, zaman zaman ise yol boyunca karşılaştığı çiçeklerle, hayvanlarla iletişime geçerdi. Bir insanla iletişim kurmak, kendini yeniden anlatmak, çabalamak ona zor geliyordu.
Yol uzundu… Dolambaçlıydı. Kimi zaman yalnız, kimi zaman kalabalık ilerliyordu. Nereye gittiğini bilir adımları ve karşılaştığı insanlar onu başka yerlere sürüklüyordu. İtiraz etmiyordu, sürükleniyordu.
Kendi kendine susmayı sever, karşılaştığı çiçeklerle , hayvanlarla iletişime geçerdi.
Bir gün , yolda…Bir koku çalındı burnuna…Aynı anda adım attılar, eğildiler ve tam aynı çiçeği koklarken gözleri gözleriyle buluştu. Gözler ruhun aynasıydı, aynısıydı.
Yol uzundu…Çetrefilliydi…Dolambaçlydı.. Birlikte yürümek için ilk adımı attıklarında yol onlara müsaade etti. Yürüdüler…Yürüdüler…Yürüdüler……..
* Fotoğraf Ashraf Abdel Mohsen- Egypt 'a aittir.
29 Aralık 2014 Pazartesi
Uzun lafın kısası...
Güneşli havada insanın içi ısınıyorsa,
İlkbahar çiçekleri tomurcuk verdiğinde, ruhun da tomurcuk veriyorsa
ve fırtınada dalgalar delicesine dans ederlerken, içerde bir yerlerde fırtına kopuyorsa…
"Hava değişimi" ve "ruh" arasında bir bağlantı var diyebilir miyiz?
Yoksa askerde morali bozulan askere neden "hava değişimi" izni versinler ki ?
Bu sabah İstanbul fırtınalı bir güne uyandı. Vapur seferleri iptal oldu ve deniz, sadece cesaret edebilene yüzme imkanı tanıyordu.
Hani iyi bir müzik dinlersin, hücrelerin coşar ve taşar…İşte ; doğanın müziği de denizi bu sabah böyle etkilemişti anlaşılan..
Şarkı söylemek, ruhumu ifade etmeme vesile...Bu dünyadaki var oluşum nedenlerimden biri…
Sabah aldığım haber, ruhumda dalgalara sebep olan, içimde fırtına kopartan, denizle eş zamanlı taştığım dakikalara neden oldu.
Yarın, yani aslında bugün hayatımda anlamlı bir gün olacak…
Havalar nasıl olursa olsun sizin havanız iyi olsun demişti ya şair… Şair dememiş miydi ?
Tabii ya hava durumu spikeri değil miydi onu diyen…
Uzun lafın kısası ; "Havalar nasıl olursa olsun, aşkınız daim olsun."
SA
30 Aralık 2014
İlkbahar çiçekleri tomurcuk verdiğinde, ruhun da tomurcuk veriyorsa
ve fırtınada dalgalar delicesine dans ederlerken, içerde bir yerlerde fırtına kopuyorsa…
"Hava değişimi" ve "ruh" arasında bir bağlantı var diyebilir miyiz?
Yoksa askerde morali bozulan askere neden "hava değişimi" izni versinler ki ?
Bu sabah İstanbul fırtınalı bir güne uyandı. Vapur seferleri iptal oldu ve deniz, sadece cesaret edebilene yüzme imkanı tanıyordu.
Hani iyi bir müzik dinlersin, hücrelerin coşar ve taşar…İşte ; doğanın müziği de denizi bu sabah böyle etkilemişti anlaşılan..
Şarkı söylemek, ruhumu ifade etmeme vesile...Bu dünyadaki var oluşum nedenlerimden biri…
Sabah aldığım haber, ruhumda dalgalara sebep olan, içimde fırtına kopartan, denizle eş zamanlı taştığım dakikalara neden oldu.
Yarın, yani aslında bugün hayatımda anlamlı bir gün olacak…
Havalar nasıl olursa olsun sizin havanız iyi olsun demişti ya şair… Şair dememiş miydi ?
Tabii ya hava durumu spikeri değil miydi onu diyen…
Uzun lafın kısası ; "Havalar nasıl olursa olsun, aşkınız daim olsun."
SA
30 Aralık 2014
28 Aralık 2014 Pazar
Sarı...
Sarı bir renk midir sadece?
Işığın bir hali mi yoksa?
Bahçede açmış, sabah işe giderken
kokusu burnuna gelen , bir çiçek mi?
Denize bakar dururken , gözünün
önünden geçen gemideki halatlar mı?
Kurumuş bi yaprak mı yoksa?
Dönüşmüş, renk değiştirmiş…
Sarı,
Bir renk mi sence?
Rengi hep sarı mı?
Yüzün sararmış dediklerinde,
Yüzü mü
sararmış yoksa,
Ruhu mu kararmıştır insanın…
Karanlığı aydınlatan mum ışığı…
Varlığın bir hali mi sarı?
Hakikaten gecenin bir yarısı nereden
esti ki aklıma sarı?
SA
29 Aralık 2014
27 Aralık 2014 Cumartesi
Aydınlık Karanlıktan daha yavaştır...
* Alıntıdır..
" Öyle olmak
zorundaydı...Sana gerçi 'kendiliğinden', kendi kendine gelecekti; ama ilkin
hazırlanmak zorundaydı-sonra da, seni bulmak …
- Sen hazır değildin çünkü : hem
de hiç ; ya da tam tersine :
hazırlıksızdın - daha doğrusu, hazırlılıktan
vazgeçmiştin :
koyuvermiştin kendini, kendinden uzaklaşmaya …
O da biliyordu "pürüzsüz bir
satıh" bulmayacağını, gelince; ama gene de emin olmalıydı, sen miydin o -
geleceği - diye : çağırmıştın da, sen miydin gerçekten çağıran - gerçekten onu;
o gelsin diye,
o olarak, bekleyen ?
Ne kadar uygundun yaşamının anlamına?
Hem
öyleydin, hem değil-
Onu çağırmış ve beklemiştin -
hatta bilmiştin de;
ama kendini onu isteyerek beklemenin koşullarından
uzaklaştıran şeyler yapmıştın,beklemen boyunca :
" gelmeyeceğini bildiğini
" sanmıştın ya -
istemenin ve istenmenin gücüne olan inancını da
yitirmiştin, o , kısırlaştırdığın - yönsüz ve yolsuz- beklemenle - sözcükler ve
tümceler ve kitaplar olarak kalacaktı, o , işte …
Oysa, şimdi gerçek … "
Oruç Aruoba
22 Aralık 2014 Pazartesi
Ve diyor ki...
Bazı şeyleri anlar hale
geldim. Çocukken neden astronot olmak istediğimi, neden gözlerimi hep gökyüzüne
çevirip uzay aracı görmeyi beklediğim yaşlarımı…
Neden bir türlü pür sevgiyi
bulamadığımı sandığımı…
Neden doğayla iç içe olmayı
bu kadar sevdiğimi ve önemsediğimi…
Ve neden çocuklarla
çalıştığımı…
Onlarla birlikte neşemi yeniden
keşfettiğimi…
Ve senin varlığını…
Bendeki varlığını…
Taşan duyguları tutmamak
gerektiğini…
Sanki bir şeylere, eski ben’e
veda eder gibi…
Birşeyler kapanıyor…
Yeni bir kapıdan giriyormuşum
gibi…
SA
22 Aralık 2014
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





