30 Mayıs 2014 Cuma

Tuhafiye...

Karar almak…
Karar vermek…
Aynı anlama gelmesi ne tuhaf.


SA
30 Mayıs 2014


Herkesin dünyası kendine…

Zihnimden ne çok düşünce geçiyordu. Raporları yazmalıyım, odamı toparlamalıyım, müzikal gösteriye az kala kostümleri planlamalı ve kemerleri dikmeliydim, biraz egzersiz yapmalıydım, hayat bazen kimileri için duruyordu, acı çeken sevdiklerim için güzel şeyler düşünüp uzaktan da olsa onlara deva olabilir miydim , acilen hazırlanıp çıkmalıydım veli görüşmesi vardı saat 14:30'da…

Odamın perdesini araladım, gün ışığı ve kuş cıvıltıları doldu içeriye. Birden hava karardı..Sanki yaşamda herşey yolundayken birden bire herşeyin tepeteklak olabildiği gibi. Birden dünya ağladı. Salya sümük..Bazen seyirci kalır insan. Yağmuru izledim, dinledim..İçimden bahçeye inip dünyanın gözyaşlarını tenimde hissetmek geldi. Oysa ki buna vaktim yoktu. Bir süre sessizce dinledim, gürlüyordu. Kim üzmüştü dünyayı bu kadar ?

Kimi insanlar kaçıyordu dünyanın gözyaşından, kimileriyse bir şemsiye açıp koruyordu kendini acısı bulaşmasın diye belki üzerine. Dünya kendine akıttı yaşlarını yine. Derken telefonum çaldı. Görüşmenin iptal olduğu haberini aldım. Giyindim ev kıyafetlerimi, bir Türk kahvesi yaptım. 40 yıl hatırı olacak bir konuşma yaptık dünyayla..Sustu.

Herkesin dünyası kendine…

SA

30 Mayıs 2014

15 Mayıs 2014 Perşembe

S O M A






Söylenecek söz çok, bir o kadar da yok..

İnsan ;

yaşamını sürdürebilmek için çalışmaya mecbur kılınan varlık…
hayatını , ihmaller uğruna tehlikeye atabilen varlık…
evladının , ailesinin kursağına bir lokma ekmek girsin diye gece gündüz demeden  zamanını, ömrünü üç kuruşa satmak zorunda olan varlık…

Gün oluyor ihmaller, gün oluyor terör, gün oluyor doğal afetler, gün oluyor ecel alıyor canları…

Cehennem dedikleri bu dünya üzerinde..Cayır cayır yanıyor yürekler…

Adına para dedikleri, üzerinde rakamlar olan kağıt parçaları yönetirken dünyayı, cebine en çok sokuşturan ne zannediyor varlığını ?

3 tarafı denizlerle çevrili güzelim ülkemiz, her tarafı ejderhalarla çevrili kuklalar cehennemine dönüşüyor.

Cehalet sızdırılıyor.. Barbarlık rant sağlıyor. Emek dediğin şey üç kuruşluk sadaka..

İnsan ;

yok olmanın eşiğinde…bu memlekette !

SA
16 Mayıs 2014



29 Nisan 2014 Salı

Çok mu zordu?

Tek bir insan istiyordu. Yanında yürüyecek…Kimi zaman birkaç adım ileride, kimi zaman geride kalacak ama adımlarının birbirine denk olduğunun bilincinde,  hayatın ritminde uyumu yakalayacak..
Bir gün "geldi" sandı. Hep sanmıyor muydu? Ne çok sanrı vardı son 7 yıldır yaşamında.
Artık yorgun, bıkkın, vazgeçmeyi kabullenmeye çalışan bir hali vardı.
Vazgeçmeyi kabullendiğinde ölmez miydi ruh ? Aşk yoksa, ruhun yaşamasının ne anlamı vardı diye düşündü. "O" sandıkları gitmişti hep…Ya başka bir ülkeye..Ya başka bir kadına..Ya da her nereyeyse…Bu işte bir "iş" olmalıydı. Mesleğini besledi..Yazdı, çizdi, söyledi, düşündü, "düş"tü, uyandı.
Her uyanış, yeniden diriliş ve bir kabuk daha eklemek demekti, kırılan yerleri örtme çabası belki de..
Yazılarını okuyan insanları düşündü. Oldukça bencilce yazılan bu yazılarda, insanlar kendilerinden birşey buluyorlar mıydı? İnsanların bir çoğunun ortak paydasında aşk ve acı var mıydı? "Kimbilir " diye düşündü omzunu silkerek..Son birkaç haftada Hindistan, Irlanda, Ingiltere, Almanya, Brezilya ve  Amerika'dan okuyucuları vardı. Orada yaşayan Türkler miydi? Orjinal dilinde mi okuyorlardı? yoksa google amca çeviri mi yapıyordu onlara? Hakkaten "google" amca mıydı, teyze miydi ? Galiba gözlüklü, hafif kırlaşmış kıvırcık uzun saçlarıyla, mavi papyonlu, kırmızı yuvarlak çerçeveli gözlükleri olan bir amcaydı..Daktilosundan vazgeçemeyen ama ölümsüzlüğü tatmış, son model Apple'ının yanında köhne daktilosunu arada sırada paslanmasın diye kullanan…

Dağınıktı zihni..Odası gibi…Arada toplasa da birkaç gün sürmüyordu bu sukunet. Masaüstü karışık, aklı karışık, sanrılarından yorgun, iflah olmaz aşka aşık bu kadın, yalnız ölecekti biliyordu.
Herkes yalnız doğuyordu, şanslıysa bir dönem aşkla yaşayıp, yalnız ölüyordu.
Kadın aşkı mesleğiyle tatmıştı. "O" asla gitmeyecekti. Hem yalnızlık o kadar da kötü değildi. Alışılmış yalnızlık, insanın kaderi olurmuş. Bu lafı da şimdi buldu, "pek de fiyakalı oldu" diye düşündü. Belki birileri söylemiş, aklının bi yerinde havada asılı kalıp da buraya konmak istemişti.

Tek bir insan istiyordu, ömrüne eş, eşine ömür olacağı.
Birlikte sessizliği paylaşacak…Dans edecek…Tek bir "insan". Çok mu zordu?


29 Nisan 2014

22:20

SA


25 Mart 2014 Salı

KVG...

Sevginin kaç hali var? Madde gibi katı, sıvı, gaz olarak sınırlandırılabilir mi, sınıflandırılabilir mi?
Yoksa sevginin tek bir hali mi vardır? Neleri sevebilir bir insan? O günki gün ışığının camdan süzülmesini ? Sokakta yürürken ona tatlı tatlı bakan bir kediyi ? Ağacın o mevsimlik rengini ? Havanın kokusunu ? Özlediği bir şehri ? Onu sevmediğini bildiği bir insanı ?
Hepsini sevebilir…Sevgisinin boyutunu yalnızca kendi bilir..Ölçülebilirliği varmış gibi…

Sahi, sevginin ölçüsü var mı?

Babaannem derdi ki ; "ileride evlenirsen eşin seni daha çok sevsin..İşte o zaman mutlu olursun kızım."

Şimdi şimdi ne demek istediğini anlıyorum. Anlıyorum, anlıyorum da…Uygulaması pek zor , benim gibi bir ruhun..Bugüne kadar öyle sevdim ki…ve sevdiğim oranda incindim. Terazi kefeleri denk olsa keşke..Kimi zaman dengeler değişse de..

Sevginin ağırlığı var mıdır peki?

Bir başkasının sevgisinin altında ezilmek mümkün mü? Yıllarını , yaşanmamışlıklarla harmanlamak? Beklemek, belki bir ömür…Bu dünya kavuşmak için kirlendi belki de…

Ne çok soru var , hayata dair.

Yaş aldıkça sorgulanan, günler geçtikçe zorlaşan…"Koy ver gitsin" diyemeyen ruhlar özgür mü?

Peki ya , buldun sandığın eşinin eşi sen değilsen…

Onu, senden daha çok seven biri olduğunu anladığında teslim oluyorsun zamana ve aşka...

34…Hoş geldin…


SA
26.03.2014
00:02


17 Mart 2014 Pazartesi

ZZZzzzz!RRRRR

Yaklaşıyor..O yaklaştıkça ben uzaklaşmak istiyorum. Arkama bile bakmadan koşarak uzaklaşmak. Yorulunca eve dönmek ister ya insan, yoruldum bu dünyadan. Hem yapacaklarımı da yaptım diyorum , aklımda birşey kalmadı. Bir hayalim de yok artık.
Yeni hayaller bulacak gücüm de…

Sabahları mesela uyansam da reddediyorum uyanmayı, belki 10 defa, her sabah, uyur uyanık saat geçiştiriyorum. Zavallı telefon, habire ayarı değiştiriliyor. 15 dk sonraya, 8 dk sonraya, 5 dk sonraya, 3 dk sonraya …

Neyi erteliyor ruhum?

Sözlerini bilmeden dinlediğim ve hayranlıkla defalarca , ard arda ruhuma akıttığım şarkılara bakıyorum..Kaybedilmiş umudu anlatıyorlar ortak paydada...

O kadar çok yanıldım, o kadar çok yenildim ki aşkta..Ne bir umut, ne bir hayal ve ne de gerçeklik besleyemiyor ruhumun toprağı.

Yüreğimdeki sevgiyi taşıyamazken; uyku , sığınağım oluyor. Yüzüm gülerken , yüreğimin ağladığı zıtlıklarda...

Hadi bakalım Mayıs da bi geçsin. Anneanneciğimin bestesini söylediğim albüm çıkacak, Piatango ile…Bağlayan tek şey...


SA
18 Mart 2014




souad massi - no one but you

think of me
oh you who ı love
my heart chose you
and ı don’t know what to do
now you’re by my side
but tomorrow, who knows?
that’s how the world is
sweet and bitter at the same time 

no one but you
no one but you
no one but you has entered my heart
no one but you
no one but you
there's no one but you in my heart

your love puzzles me
at night ı can't sleep
why do you make me suffer so much ?
spring does not last forever
and roses wilt in the end
ı'm in chaos, ı'm in chaos


Bugün günlerden Güniz'di benim için...

Bazı günler vardır ya hani , sırt çantanı takıp kollarını savura savura yürüdüğün. İşte o günlerden biriydi bugün..Hava güneşliydi. Erken indim dolmuştan, varacağım yere adım adım gitmek istedim. Derken ayaklarım birden bir mağazaya çevirdi yönümü..İçeri girdim. Konuştukça ve "o" oldukça , gözlerimi kaçırmaya , yutkunmaya ve ellerimin titremesini gizlemeye, anlattıklarının boşlukta yankılandığını duyumsamaya başladım. Konu katı şampuanlar idi..Kokusunu beğendiğim bir tanesine bakarken açıklamaya başlamıştı ürünlerin detaylarını. O anlattı , ben dinledim. Elim boş çıkmamalıydım. Birşey aldım ve öderken dayanamadım.

- Bir arkadaşıma ne kadar da çok benziyorsunuz.
- A öyle mi merak ettim?
- ( Diyemedim ki , onu kaybettik )
- Kaç yaşında  ?  dedi.
- 21    dedim.
- Yaşıtmışız , ben de 21   dedi.
- İsminiz nedir ?  diye sordum.
- Büşra .. dedi

 ve ayrılırken mağazadan son kez bakamadım gözlerine..Sanki Büşra değil, Güniz' di..
Ses tonu, hali , bakışları… Ellerim titrer halde attım kendimi dışarıya..Bağırmak istedim..İsyan etmek istedim. Sustum.

Bugün günlerden Güniz'di benim için.
Özlediğimizde, karşımıza onu anımsatan birilerinin çıkması tesadüf mü?

SA
17 Mart 2014

Not : Mağaza Suadiye Lush