Ne yapıyoruz..Çilekleri çikolaya bandırıp bandırıp hayatın tadını çıkartıyoruz :)
Nam-ı diğer Selmini, uçların insanıdır.Siz deyin 0,5 biz diyelim 0,7… 0,9 olmadığı kesin zira biraz kırılgandır her insan kadar.Çocukken astronot, orkestra şefi,buz pateni sanatçısı ve yunus bakıcısı olmak istemiştir.Aklı selim yaşlara geldiğinde bir delilik yapıp, bilgisayar başındaki kariyerinden ;hayallerinin peşinden koşmak için kalkmıştır.Hala onu sabahları sahilde bisiklete binerken , akşamları da tiyatro sahnesinde hayallerini yakalamaya çalışırken görebilirsiniz.
20 Ağustos 2010 Cuma
Bandıra Bandıra...
5 Ağustos 2010 Perşembe
Geçen sene bugün ...
Madem bu aralar geçmişe takıldım.Bir sene öncesine gidelim bakalım.Neler olmuş, neler bitmiş :)
5 Ağustos 2009
Selmini New York ta...
Sabah Çimen,Buket,Onur ve ben Natural History Museum'a gittik.Bol bol hayvan maketleri vardı.Mamutlar,ayılar...Görkemli dinazor maketleri ve maymun - insan ilişkisi.. Pek ilgimi çekmedi.Bir önceki Metropolitan Museum ve Body Museum dan sonra pek kesmedi beni doğruya doğru..Whoopi Goldberg sesiyle kubbeli salonda izlediğimiz "Journey to the Stars" etkinliği olağanüstüydü..Küçükken hayal ettiğim mesleklerden biri de astronot olmaktı.Hatta uzay gemisinin içinden yıldızlara ve dünyaya bakarak klasik müzik dinlemeyi hayal ederdim.Herneyse...
Bugün iki müzikal izledik..Önce HAIR , sonra West Side Story ...
HAIR' i anlatacak kelime bulabilecek miyim? Sanmiyorum..Anlatılmaz , yaşanır derler ya..Öyle bir şey..Müzikalin sonunda ,gözler yaşlı , koltuğa yapışmış ve uyuşmuş bir haldeydi(k)m. Herkesi , hep birlikte Let the Sunshine söylemek üzere sahneye davet ettiklerinde Broadway'de sahneye çıkma fırsatı elde ettik :) Oyuncularla yan yana şarkıyı söylemek muhteşem bir histi.Çıkışta oyuncuları bekledik.Hepsinin mütevaziliğine hayran kaldık..Geldiğiniz için teşekkür ederiz diyorlardı ve başarılı bir oyunun ardından yaşadıkları adrenalin,huzur,mutluluk ve tatlı yorgunluk yüzlerinden okunuyordu.Playbill HAIR kitapçığını imzalayan oyunculardan ayrıldık..Talihsizlik ki , bu tatlı anıyı sadece hatıramda saklayabileceğim.Kitapçık, kaybolan valizimdeydi.
Bu müzikalden ögrendiğim şey ise ; tutkuyla yapılan bir işin kesinlikle başarılı olacağı..Her oyuncunun tutkusu hareketlerinden,yüzlerinden okunuyordu.
O sarhoşlukla kendimi Colony isimli müzik mağazasında buldum.Notalar,notalar,cd ler..Cennet..O mağazada milyarlar harcanabilir.Abartmadım tabiiki ama almış olduğum Young Frankenstein ve Jazz vocal kitabını da ne yazık ki kaybolan valizime koymuşum :(
Bu müzikalden öğrendiğim ; Broadway'da oynanıyor olsa bile bir oyun mükemmel olmayabilir.
Müzikalden sonra Empire State ...Gece bir başka güzel olur diye tahmin ediyordum ki, gerçekten iyi ki gece gitmişiz.Kendimi orada romantik komedi bir filmde sevgilisini bekleyen aktrist gibi hissettim :)
Sonra ara bir sokakta Don't Tell Mama diye bir bara girdik..İçerde bir piyano,bar , birkaç masa..İsteyen notasını piyaniste veriyor ve geçiyor mikrofon başına.Genelde müzikal oyuncularının takıldığı bir yermiş.Çok keyifliydi.Sıcacık bir atmosfer..İçimizden birinin mikrofon başına geçip şarkı söylemesi ve delice alkış alması da gurur vericiydi :)
Bir sene önce bunlar olmuş.Bugünse öyle geçti..Seneye neler olacak acaba?
4 Ağustos 2010 Çarşamba
Eskimoda...
Eskilere özlem duymak,geçmişte tutuklu kalmak mı? Bilmiyorum.Özlüyorum sadece...
Eski dekorasyonları,eski kentleri,eski insanları,eski aşkları...
Herkes herkesle bağlantı halinde artık.Özleyip sesini duymak , halini hatrını sormak için yüzünü görmeye gerek yok.Telefondan bir Alo,sosyal paylaşım sitesinde bir selam çaktın mı tamam.
Özlem duyanınız var mı? Mektup yazmaya...Eşini,dostunu,sevdiğini görebilmek için bir öğlen yemeğinde buluşmaya..
Yıllar önce,üniversite ikinci sınıftaydım.Bir sevdiğim vardı.Beni görebilmek için,ders aralarında sohbet edelim,dersim bittiğinde eve dönüş yolunda birlikte vakit geçirelim diye dersinin olmadığı günlerde de okula gelirdi.
Kitapların arasına konulan küçük notlar..Mektuplar..Cep telefonu yeni yeni kullanılmaya başlanmıştı teknoloji çılgınlıgı mesajlaşlaşmalar..Hepsini kağıtlara yazmıştım..Hala durur.Kıyamam atmaya..Atamam.
Bundandır belki korkularım yeniden sevmeye.Derinlerde yuzmeye alışana,sığ sular "sığ" gelir.
Ben de bu teknoloji çarkının içine girmiş olsam da özlüyorum eskimoda aşkları.
Antika satan mağazalardan geçerken,vitrinin önünde durur hayal ederim.O fincanlarla zamanında ne sohbetler yapılmış kimbilir diye..ve çok da severim kullanmayı dikkatlice tabii.Ne de olsa geriye kalan tek şey eşyalar..Bir de anılar...
Eski dekorasyonları,eski kentleri,eski insanları,eski aşkları...
Herkes herkesle bağlantı halinde artık.Özleyip sesini duymak , halini hatrını sormak için yüzünü görmeye gerek yok.Telefondan bir Alo,sosyal paylaşım sitesinde bir selam çaktın mı tamam.
Özlem duyanınız var mı? Mektup yazmaya...Eşini,dostunu,sevdiğini görebilmek için bir öğlen yemeğinde buluşmaya..
Yıllar önce,üniversite ikinci sınıftaydım.Bir sevdiğim vardı.Beni görebilmek için,ders aralarında sohbet edelim,dersim bittiğinde eve dönüş yolunda birlikte vakit geçirelim diye dersinin olmadığı günlerde de okula gelirdi.
Kitapların arasına konulan küçük notlar..Mektuplar..Cep telefonu yeni yeni kullanılmaya başlanmıştı teknoloji çılgınlıgı mesajlaşlaşmalar..Hepsini kağıtlara yazmıştım..Hala durur.Kıyamam atmaya..Atamam.
Bundandır belki korkularım yeniden sevmeye.Derinlerde yuzmeye alışana,sığ sular "sığ" gelir.
Ben de bu teknoloji çarkının içine girmiş olsam da özlüyorum eskimoda aşkları.
Antika satan mağazalardan geçerken,vitrinin önünde durur hayal ederim.O fincanlarla zamanında ne sohbetler yapılmış kimbilir diye..ve çok da severim kullanmayı dikkatlice tabii.Ne de olsa geriye kalan tek şey eşyalar..Bir de anılar...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

