13 Eylül 2010 Pazartesi

Masallardaki aşk..Aşk masalı..Aşk masal mı? Aşk yaşam mı?

Nedir şu aşkla alıp veremediğimiz..

Süslü cümleler kurma çabaları, aşkın o yalın haline ne kadar uzak.
Aşkı süslü yaşayandan korkarım ben.Sade, önyargısız bir kabulleniştir bana göre.
Olduğu gibi..Olduğun gibi..Neyse o'dur..Neysen o'sundur..Bu yüzdendir oyunları sevmemem.

Kendimi merak ettireyim,gizemli kadın olayım derdine düşünce aşkı dalaverelerle süslemeye başlar olursun.İnsanca sevmeli,insanca yaşamalı aşkı da , hayatı da..Görmek istediğinde görmeli,sesini duymak istediğinde aramalısın..Hesaplarla vakit kaybedecek kadar uzun değil ki yaşam.

20 Ağustos 2010 Cuma

Bandıra Bandıra...




Göz göze olabilme hevesiyle geçer an'lar, yıllar..Hangi söz, hangi öz öz düşündürür çoğu zaman.İnanmak istersin, kaçarsın.Kaçmak istersin, inanırsın. Çelişkilerle dolu hayatta sakin kalabilmektir işte o her neyse...

Sakin kalmak kabul ediş mi, reddediş mi bilemiyorum.
Bu bilinmezlik aklımızı yitirtmeden....

Ne yapıyoruz..Çilekleri çikolaya bandırıp bandırıp  hayatın tadını çıkartıyoruz :)

5 Ağustos 2010 Perşembe

Geçen sene bugün ...


Madem bu aralar geçmişe takıldım.Bir sene öncesine gidelim bakalım.Neler olmuş, neler bitmiş :)

5 Ağustos 2009

Selmini New York ta...
Sabah Çimen,Buket,Onur ve ben Natural History Museum'a gittik.Bol bol hayvan maketleri vardı.Mamutlar,ayılar...Görkemli dinazor maketleri ve maymun - insan ilişkisi.. Pek ilgimi çekmedi.Bir önceki Metropolitan Museum ve Body Museum dan sonra pek kesmedi beni doğruya doğru..Whoopi Goldberg sesiyle kubbeli salonda izlediğimiz "Journey to the Stars" etkinliği olağanüstüydü..Küçükken hayal ettiğim mesleklerden biri de astronot olmaktı.Hatta uzay gemisinin içinden yıldızlara ve dünyaya bakarak klasik müzik dinlemeyi hayal ederdim.Herneyse...

Bugün iki müzikal izledik..Önce HAIR  , sonra West Side Story ...

HAIR' i anlatacak kelime bulabilecek miyim? Sanmiyorum..Anlatılmaz , yaşanır derler ya..Öyle bir şey..Müzikalin sonunda ,gözler yaşlı , koltuğa yapışmış ve uyuşmuş bir haldeydi(k)m. Herkesi , hep birlikte Let the Sunshine söylemek üzere sahneye davet ettiklerinde Broadway'de sahneye çıkma fırsatı elde ettik :) Oyuncularla yan yana şarkıyı söylemek muhteşem bir histi.Çıkışta oyuncuları bekledik.Hepsinin mütevaziliğine hayran kaldık..Geldiğiniz için teşekkür ederiz diyorlardı ve başarılı bir oyunun ardından yaşadıkları adrenalin,huzur,mutluluk ve tatlı yorgunluk yüzlerinden okunuyordu.Playbill HAIR kitapçığını imzalayan oyunculardan ayrıldık..Talihsizlik ki , bu tatlı anıyı sadece hatıramda saklayabileceğim.Kitapçık, kaybolan valizimdeydi.
Bu müzikalden ögrendiğim şey ise ; tutkuyla yapılan bir işin kesinlikle başarılı olacağı..Her oyuncunun tutkusu hareketlerinden,yüzlerinden okunuyordu.

O sarhoşlukla kendimi Colony isimli müzik mağazasında buldum.Notalar,notalar,cd ler..Cennet..O mağazada milyarlar harcanabilir.Abartmadım tabiiki ama almış olduğum Young Frankenstein ve Jazz vocal kitabını da ne yazık ki kaybolan valizime koymuşum :(

West Side Story için saat 20:00 de tiyatronun önünde buluştuk.Koreografi ve danslar hariç oyunu beğenmedim.Belki de Broadway de West Side Story  beklentim yüksekti.Umduğumu bulamadım.I fell pretty yi İspanyolca söylediler..Yadırgadım.
Bu müzikalden öğrendiğim ; Broadway'da oynanıyor olsa bile bir oyun mükemmel olmayabilir.



Müzikalden sonra Empire State ...Gece bir başka güzel olur diye tahmin ediyordum ki, gerçekten iyi ki gece gitmişiz.Kendimi orada romantik komedi bir filmde sevgilisini bekleyen aktrist gibi hissettim :)




Sonra ara bir sokakta Don't Tell Mama diye bir bara girdik..İçerde bir piyano,bar , birkaç masa..İsteyen notasını piyaniste veriyor ve geçiyor mikrofon başına.Genelde müzikal oyuncularının takıldığı bir yermiş.Çok keyifliydi.Sıcacık bir atmosfer..İçimizden birinin mikrofon başına geçip şarkı söylemesi ve delice alkış alması da gurur vericiydi :)


Bir sene önce bunlar olmuş.Bugünse öyle geçti..Seneye neler olacak acaba?

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Eskimoda...

Eskilere özlem duymak,geçmişte tutuklu kalmak mı? Bilmiyorum.Özlüyorum sadece...
Eski dekorasyonları,eski kentleri,eski insanları,eski aşkları...
Herkes herkesle bağlantı halinde artık.Özleyip sesini duymak , halini hatrını sormak için yüzünü görmeye gerek yok.Telefondan bir Alo,sosyal paylaşım sitesinde bir selam çaktın mı tamam.
Özlem duyanınız var mı? Mektup yazmaya...Eşini,dostunu,sevdiğini görebilmek için bir öğlen yemeğinde buluşmaya..
Yıllar önce,üniversite ikinci sınıftaydım.Bir sevdiğim vardı.Beni görebilmek için,ders aralarında sohbet edelim,dersim bittiğinde eve dönüş yolunda birlikte vakit geçirelim diye dersinin olmadığı günlerde de okula gelirdi.
Kitapların arasına konulan küçük notlar..Mektuplar..Cep telefonu yeni yeni kullanılmaya başlanmıştı teknoloji çılgınlıgı mesajlaşlaşmalar..Hepsini kağıtlara yazmıştım..Hala durur.Kıyamam atmaya..Atamam.
Bundandır belki korkularım yeniden sevmeye.Derinlerde yuzmeye alışana,sığ sular "sığ" gelir.
Ben de bu teknoloji çarkının içine girmiş olsam da özlüyorum eskimoda aşkları.
Antika satan mağazalardan geçerken,vitrinin önünde durur hayal ederim.O fincanlarla zamanında ne sohbetler yapılmış kimbilir diye..ve çok da severim kullanmayı dikkatlice tabii.Ne de olsa geriye kalan tek şey eşyalar..Bir de anılar...