28 Mayıs 2015 Perşembe

" Hayal kırıklığı hissetmeye hakkın var "



Sabah uyandım..Birkaç zamandır sebebini bilmediğim bir huzursuzluk var içimde..Zamansız kalp çarpıntıları, nedensiz sandığım endişeler yaşıyorum.
Yapacak birkaç işimi yaptım, hazırlanacak bir program, gönderilecek mailler vs.. Derken aldım elime Masal Terapi kitabını..Hadi totem zamanı dedim kendime..Bir sayı söyledim..157…Eş zamanlı rastgele sayfa açtım..Kitabın 157. sayfasıydı karşımda duran..ve diyordu ki ;
" Hayal kırıklığı hissetmeye hakkın var "

Sahi ne zamandır hayal kurmuyordum? Kırılacak diye korktuğumdan mıydı yoksa ? Hem bu korkular da nereden çıktı böyle..Ben böyle değildim ki..Hayal kurar ve tüm hayallerimin gerçek olduğuna şahit olurdum hep..

Son dönemde ne yaşarsam yaşayayım bırakıp , uzaktan gözlüyorum..Bir yere kadar müdahale edebileceğimi bildiğimden midir, yorgunluktan mıdır?

Yooo mutsuz değilim.. Aksine küçük mutlululukları seviyorum.. Penceremden içeri dolan kuş cıvıltılarını,sabah kahvaltılarımı, yolda yürürken çiçekleri koklamayı, pusetteki bebeklerle göz göze gelip onlara göz kırpmayı, sokaktaki kedilerle konuşmayı…
Hem mutluluğun büyüğü küçüğü olmaz ki..
Hayallerin de öyle..
Hayal kırıklığı hissetmeye hakkım var.

SA
28 Mayıs 2015

25 Mayıs 2015 Pazartesi

Yalnızlığı seçmek...

Yalnızlık bir seçim midir, kader mi? Seçimlerimiz mi kaderimizi çizer, yoksa kaderimiz mi seçimlerimizi belirler?
Hayatımın son şu son 2,5 yılı kendini tanıma, derinleşme ve aydınlanma çağı gibi..
Bir süredir de yıkım yaşıyorum.. Bu yıkım ölçülebilir, her hafta gözle görülebilen bir yıkım..Kimi zaman yakın arkadaşlarımın dahi seni gördüm ama ilk bakışta tanıyamadım dediği türden bir değişime sebebiyet veren bir yıkım. Birşeyler yıkılıp atıldıkça vücudumdan, ruhum dolanacak alan buluyor kendine...Daha çok düşünüyorum, ve daha çok cevap buluyorum.
Yalnızlığımın 8. yılını kutlamaya az kaldı.. Kutlanacak birşey mi diye sorsanız cevabını ben de bilmiyorum..Fakat şunu biliyorum ki ; hayatıma, yaşamıma, özüme değecek kişiyi bekliyorum. Değmek "değer" anlamında değil elbet..Dokunmak, değer katacak anlamında…
Yoksa da yoktur, varsa "elbet" gelecektir…
Bu sürede önceki ilişkilerimdeki hatalarımı gördüm, özümsedim , sebeplerini buldum kendimce..Ve kimi zaman ne kadar da boş yere üzdüğümü, üzüldüğümü..Kaprislerin, alınganlıkların ne kadar gereksiz olduğunu..Ama işte insan bu ya..Yaşayarak deneyimleyen..
Hayatımı adamayı sevdiğim mesleğim yalnızlıkla beslenir.. Belki de bu yüzdendir sebep..
Yanına giderken heyecanlanmadan gideceksem, adımlarım koşarcasına ona doğru olmayacaksa gitmem daha iyi…Zaten yalnızlık da kötü değil ki...Bir de biraz yorgunum sanki.
İncinmekten ve korkulardan uzak kalmalı artık..
Hem bahar da geldi…

25.05.2015
SA

8 Mayıs 2015 Cuma

Bedel...

Bir süredir yıkım yaşıyordu…Ruh ve bedeninde…Aslında bilinçli bir seçimdi..Yeniden doğmak, yenilenmek…Yeniye ilgi duymazken nereden çıkmıştı bu "yeni" sevdası.
Sevdalanacağı birşey kalmadığından belki de…
Ruhundaki yıkım yavaş gerçekleşiyordu…Zaman sanki daha ağır işliyor gibiydi…
Bedenindeki yıkım, sanki yıllardır bu anı bekliyormuşçasına zamanı alt üst ediyordu. Bedeninden ve ruhundan fazlalıkları atmak mıydı olağan, yoksa kendinden kaçmak ve kimi parçalarını, sanki atom bombası atmışcasına terk eylemek miydi…

Bir bedeli vardı elbet..
Yıkım var idiyse, çökmeler kaçınılmazdı.

SA
08.05.2015

7 Mayıs 2015 Perşembe

Ne yaptın?

Su susar.. Balıkların hikayesi gizlidir sırlarında…Kendine fısıldanan itirafları sımsıkı tutar molekülleri arasındaki bağlarda..O bağlar belki de insanların ve balıkların hikayeleriyle besleniyordur?
Bazen kayalara taşlara fısıldamaya niyetlenir , bağın zayıflamasından çekinir, başka şeyler anlatıverir. Kıyıda dinlenen insanlar , sesini dinler…Huzur bulur kimi..Ne anlattığını bilmeden..Anlamlandırır.
Derken bir çocuk taş atar.. Diğer çocuk bakar..Ne yaptın?
Denizin canını acıtacaksın!

SA

06.05.2015
Suadiye sahil

4 Mayıs 2015 Pazartesi

A'dan Z'ye...

Ahval, akın, aşk
Bulut, balık, bitkin
Cuma, cam, cilve
Çarşı, çimen, çapulcu
Deniz, darılmak, dün
Ev, ekin, esir
Fırtına, fitrat, fukara
Gizmo, gaz, getiri
Ğ*
Hak, halı, hal
Itır, ılgın, ırmak
İyileşmek, iktidar, ifşa
Jeton, jelibon, jarse
Kıtır, kafes, kibar
Lemur, likör, lale
Mavi, mine, mekruh
Nazi, nar, nimet
O, oda, okul
Öküz, ördek, ömür
Patırtı, pılı pırtı, pıtırcık
Rica, reklam, resmiyet
Sen, saki, sefil
Şükran, Şile, şımarık
T cetveli, tımar, tarak
Uyku, uzun, ulus
Ün, üvey, üzgün
Vakur, vinil,veda
Yaz, yazı, yakı
Zaman, zul, zil


Zrrrrrrrr !!! Hayatta bazen olur güç şeyler…Aklıma gelen ilk üç şeyler..Şu an..Ruh halim..Uyku tutmayan gözlerim..Kıpırdaşan hücrelerimle..

*Ğ ; hayatta bazen durmak gerektiğinin habercisi…

SA
5 Mayıs 2015


30 Nisan 2015 Perşembe

"Karşı"laşma...

Birkaç gündür yazmak için dürtüyor hayat, bir yanım da nedense direniyor..Vakit yok diyor, yapacak önceliklerin var diyor, susturuyor iç sesimi..Al işte, yazacak vakit bulduğumda hepsi uçup gitmiş bile..İlham varsa şayet , ya da o var olan şeyin adı ilham ise, geldiği an ona cevap vermeli..Bunu deneyimledim.

Dün konserimiz vardı.. Ve sabahtan beridir sesimde hoşuma gitmeyen , sanki kısılacak gibiymiş gibi  bir hissiyatım vardı. Hafif bir boğaz ağrısı eşliğinde.. Sorumluluğu yüksektir bu mesleğin, ve kabustur bu haller. Neyse ki bitki çayları, pastiller, çeşitli dinlendirme yöntemleri ile,  kısılmadan konser anında müziğe teslim olup, anın tadına varabildim.

Uzun zaman olmuştu oralara gitmeyeli…Çok değişmiş…Belli başlı yerler hala duruyor.. 9 yıl önce Kenan balıkçıda yediğimiz balığın tadını hissettim tabelasının önünden geçerken…İş çıkışı koşa koşa yanına geldiğim zamanlar geldi gözümün önüne..Yürüdüğümüz yollar..ve sonra gidişin..Giderken yüz yüze bir hoşçakal bile diyemeyişimiz..
Gel demiştin..Gelememiştim. O dönemde sen evliliğe hazır değildin, bense birlikte yaşamaya.. Ne farkı varsa sanki…Neyse...Şimdilerde seni daha iyi anlar oldum. Başka bir ülkede yaşamanın en iyi tarafı karşılaşma ihtimalinin düşük olması belki de.." Karşı"laşma…Ne ağır bir kelime..Yan yana 'lıktan karşı karşıya durmaya…

Hayatımıza giren ister sevgili olsun , ister arkadaş, ister dost , ister deniz kenarında otururken kucağımıza gelen kedi, isterse tanıdık biri …Onunla hayatımızın bir dönemini paylaşıyoruz. Seçimler belirliyor paylaşımın süresini, kalitesini..İzin verdiğimiz ölçüde teslim oluyoruz dostlukta da tüm ilişkilerde de…O yüzden anılar kıymetli…Bağ kopsa da zamanla, seni sen yapanlar olarak hayatında hep var oluyorlar…

Konserde şarkıları söylerken ; ki Tango,  tutku, aşk, acı, kavuşamama gibi temalar , bir oluyoruz sanki hepsiyle…Bir hesaplaşma, bir kavuşma, bir kavuşamama, bir veda, bir merhaba gibi…


Elimizdeki sihirli değnek, seçimlerimiz...
SA
30 Nisan 2015

22 Nisan 2015 Çarşamba

Görece...

Hava ılıktı fakat biraz bulutluydu.Yağmur ha yağdı ha yağacaktı.. Yağmur değdi miydi toprağa, susamış kana kana su içer gibi yağıyordu buralarda..Sanki suyu çağıran toprakmış gibi..Toprak farklıydı da, bulut desen aynı buluttu..  Çocukların eve gelme vaktine az kalmıştı.. Kalan işlerini bitirmeye yeltendi.. Saate baktı.. Öğlen olmuştu. Saat 4'ü 10 geçiyordu..

Mevsim, şaka yapıyordu..Takvim Nisan'ı gösteriyor olsa da sanki Kasım gibiydi…Birşeyler olmuştu Nisan'a aşık mı olmuştu ki böyle kasım kasım kasılacak ne vardı? Yorgun bir günü geride bırakmıştı. Eve geldi, yiyecek birşeyler hazırladı kendine. Sonra bir film açtı. Romantik Komedi.. Ne tuhaf, hem romantik hem komik nasıl oluyordu…Gerçek hayatta kendine aşkla bakan gözleri özlediğini hatırladı. Keşke hatırlamasaydım diye geçirdi içinden..Yağmur sesi duyuluyordu dışarıdan.. Saate baktı. Saat 00:10 olmuştu.

Güneş penceresinden göz bebeğine sızdı. Tek gözünü açtı, yarı yumuk saate baktı..Daha alarmın çalmasına vakit var diyerek, uykunun o tatlı haline teslim oldu..Rüyasında birşey görmemişti..Hayret ! Oysa zihni geceleri onu yalnız bırakmazdı. Yarı uyur yarı uyanık, hayalle gerçek arası birşeyler görmeye başlarken saatin alarmı duyuldu..Eliyle yokladı saati..Bulamadı.. Uyanabilmek için uzağa koymasını öğretmişti son sevgilisi..Gideli epey olmuştu, ardından bakmıyordu artık..Sabah sabah nereden aklıma düştü yine derken, kalktı ve alarmı kapattı. Saate baktı. Saat 08:10 olmuştu.

Zamanda yolculuk var idiyse, şu an yaşanıyor olmalıydı.. An , herkes için şu an..Fakat kimi hala 22 Nisan tarihini yaşıyor, kimi 23 üne geçti bile. Zamandaki görece…Sevgideki görece…

Seni seviyor diye onu sevemediğin gibi, onu sevdiğin için seni sevmesini bekleyemeyeceğin gibi…

SA
01:16
23 Nisan 2015