25 Mart 2013 Pazartesi

32


Sallanan sandalyede oturmuş radyo dinliyorum 
Pencereden içeri süzülen gün ışığı, çiçekleri aydınlatırken, 
Radyoda Chopin çalıyor 
Uyuya kalıyorum başım hafif yana eğik
Geliyorsun yanıma,bakıyorsun siluetime.. Birlikte geçirdiğimiz yıllar geçiyor gözünün önünden
32 yıl mı olmuştu ?
Dalıp gidiyorsun ...
Uyanıyorum sakince , dalgın bakışlarında görüyorum beni ne kadar da çok sevdiğini ve
Yılların , bizi ne kadar da  beslediğini.
Gidersem birgün bu diyarlardan gözüm arkada kalır diye  düşünüyorum, çünkü sen ...
Sen de gitme bensiz.


SA
28.12.2007

Uzak





Heyecanım heyelan gibi sürüklüyor ruhumdaki yerleşik toprakları
Köklerim savruluyor
Adını duysam,
Yüreğim öyle bir  hızlanıyor
ve o hız ki
engel tanımıyor ruhuma...
Sonra yapraklarım sararıyor,dallarım kırılıyor 
Düşlerime yenik düşen düşüncelerimin esiri oluveriyorum birden..
Senden uzakta , isminle avunduğum hayallerde..

SA
11 Mayıs 2012

24 Mart 2013 Pazar

Etik...tik...tik...




Etik; yanlışı doğrudan ayırmak amacıyla ahlak kavramının doğasını anlamaya çalışıyor.Toplumsal yaşamda karşımıza birçok yerde çıkmasının yanı sıra bilimde de etik sözkonusu.Biyoetik,çevresel etik vb...Söz etmek istediğim konu, sahne etiği ya da sanatsal etik.

Özgürlük,kelime anlamıyla ; Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî…



Peki sorum şu :
Sahnede özgür olmalı mıyız?


Sanat ; bir nevi duyguların dışa vurumuysa eğer, kısıtlanmış duygular sanatın özgürlüğünü yok etmez mi?

Peki bir insanın özgürce yaşadığı bir duygu, örnegin öfke, sahne üzerinde icra edilen sanatı olumsuz yönde etkilerse buna ne denilmeli? Ne yapılmalı…

Basit bir kelebek etkisi…Bir kişinin sahne üzerinde fazla özgür davranması, dalga dalga yayılarak sahne üzerinde onlarca küçük siyah kelebeklerin uçuşmasına neden olabiliyor..

Sözkonusu sanat olunca doğru ya da yanlış yok. O zaman etik de mi yok !
Hem doğru kime gore neye göre doğru ?

Kafa karıştıran bir yazı mı? Kafayla barıştıran mı? Herşeyin sırrı “BEN” de gizli…Ego…Ego etiği…Egosal travmaların kelebek etkisi…Etik...tik...tik…


24 Mart 2013
SA

21 Mart 2013 Perşembe

Pelerle...


Pasaklı..
Pejmürde..
Psişik..
Planlı..
Patavatsız..
Pili bitmişti çabalamaktan..Yoruldu..
Palamut yakalamak istedi.
Göl kıyısında..
Savurdu oltasını boş düşüncelerle..
Savurduğu, boşa geçen zamanı değilmişcesine..
Oltası takıldı.
Lanet etti olan bitene..
Palamuta da..
O pasaklı pejmürde kılıklıya da aynada...



SA
26 Temmuz 2012

19 Mart 2013 Salı

Şifa Niyetine...


Kaçar gider.
Bakakalırsın...
Kaçar gider.
Kalakalırsın...
Kaçar gider.
Şaka sanırsın...
Kaçar gider.
Boka sararsın…
Kaçar gider.
Tel sararsın…
Kaçar gider.
Saçını tararsın…
Kaçar gider.
Üstüne bi sade kahve yaparsın..Yanına da bir soğuk su katarsın.
Afiyet,şeker,şifa niyetine...

SA
22 Mart 2012

18 Mart 2013 Pazartesi

Hayata dokunmak…Yaşamı dokumak...


Sahnede rol almak , kendi hayatında başrol oynamaktan daha kolay geliyor her nedense...Oynayamadığım içindir belki de..Bugünlerde daha  yaşamın içinde hissediyorum kendimi..Daha dahil..Seçimlerimiz mi bizi biz yapardı..Ya da böyle bir sürü laf var..Aslında yaşadıkça anlam kazanıyor yazılıp çizilenler..ve herkesin kendince çıkarımları..Bugün özel bir gündü..Daha önce benzerini yaşamadığım, tanımlamakta güçlük çektiğim, yine de beni yazmaya iten güçlü bir his..


  Yolculuğumuz Ekim ayının ortalarında başlamıştı..Sizdrama'da,  çocuklarla müzikal sınıfı açma hayalleri gerçeğe dönüşmüştü ve derslerimize başlamış bulduk kendimizi..Her hafta Pazar sabahları sıcacık yataklarından müzikal sevdasıyla çıkan ve derse gelen miniklerin hikayesi..Her geçen gün onlardan birşey öğreniyorken, bildiklerimizi aktarmanın tatlı hissini de yaşıyorken ,aramızda bir bağ oluşuverdi hemencecik..Bağın gitgide kuvvetlendiğini hissediyorum..Hele ki bugünden sonra..






20 Ocak 2013…Sidikli Kasabası'nın, minik müzikalci konukları vardı..Saat 14:30 gibi kulise geleceklerdi ve kulis heyecanını onlarla paylaşacaktık..Saçım yapılıyordu ki telefonum çalıverdi..Arayan Berrak'tı ( Kızkardeşim )..Kulise gelmek üzere toplanmışlar ve hazırlardı oysa ki ben henüz hazır değildim..Saçım bitmemişti  ve içimdeki heyecanla ruhum 5 yaşındaydı..Cıvıl cıvıl sesleriyle kulise indiklerini duydum ve makyaj odasında biraraya  geldik..Bakışları, tepkileri gözümün önünden uzun süre gitmez herhalde..Efe sürekli,  " Öğretmenim çok garip gözüküyorsunuz " diye şaşkın bakışlarla bakıyordu..Genel olarak benim saçımı , Didem öğretmenin de kostümünü enteresan bulmuşlar..İçlerinden biri Didem'i Tinkerbell'e benzetti :) Birlikte hatıra fotoğrafı çektirdik ve oyuna girmeden önce tuvaletlerini yapmalarını tembihleyerek onları salona uğurladık..Oyunda, işemek muhabbeti sıkça geçtiğinden risk almak istemedim doğrusu :)

Her oyun öncesinde heyecanlanırım, hele ki sevdiklerim geldiğinde daha da fazla heyecanlanırım..Habersiz gelinmesini tercih ederim hatta bu nedenle..Bu kez bacaklarım titredi, neredeyse 140 küsuruncu oyunu oynarken..Onların hayatlarında bir iz bırakabilmek ve bunu sanatla yapmak..Derslerde anlatmak istediğimiz birçok şeyi canlı canlı izleyecek olmalarından ziyade buydu sanırım beni titreten..Herbiri kilitlenerek izledi oyunu ve ayakta alkışladılar..( Bunu oyun sırasında takip edemediğimden, Berrak'tan öğrendim. ) Para çantası sahnesinde Bobby çantayı almak üzere hamle yaptığında seyircilerden "ALMAAA" diye bir ses yükseldiğinde, bu ses Efe'ye aitti tabiiki :) Minik kıkırdamalarını duymak da çok keyifliydi..Minik minik dediğime bakmayın aslında.. İçlerinde en küçüğü 8 yaşındaki Duru,  1.perde finalinde " Çok beğendim ama adaletsizlik beni üzdü " demiş..

 Önümüzdeki dersin bir an önce gelmesi ve ne hissettiklerini birebir onlardan dinlemek için, sabırsızlanıyorum. Şimdiden kulağıma çalınanlar ;

Kulisteki mutluluk…  :)
Ögretmenlerin çok değişebileceği ...    :)


Büyüdükçe başka hayatlara ne kadar dokunabiliyoruz ? Çocukken daha kolay herşey sanki..ve sanatla tabi... Pablo Picasso'nun dediği gibi : Her çocuk bir sanatçıdır, sorun büyüdüğümüzde nasıl sanatçı kalabileceğimizdir.



21 Ocak 2013  00:18
SA

Hazırlık





 Bir ön adım..

Öne doğru bir adımdan önceki adım.

Hazırlık. Hayatımızda yapmayı planladığımız neredeyse herşeyin öncesinde yaşanan süreç.   





İşe gitmeden...Sahneye çıkmadan…Bir ilişkiye başlamadan…Yemek yapmadan önce soğanları doğramak…Çay demlemeden önce suyun kaynamasını beklemek…




Amaca ulaşmadan önceki tatlı süreç. Çoğunlukla kıymeti bilinmeyen,geçiştirilen ama asıl amaçtan daha da kıymetli bulduğum bir zaman dilimi hazırlanma süreci…



Yolculuk gibi..Gittiğin yere çabuk ulaşmak istemek de bir seçim.O yolu uzatmak, yolda yeni şeyler keşfetmek ve yoluna anlamlar katmak da bir seçim..Yaşam süresince hem seçimlerin hem de hazırlıkların tadını çıkartmak dileği ile…


SA
18 Mart 2013