Bir gün "geldi" sandı. Hep sanmıyor muydu? Ne çok sanrı vardı son 7 yıldır yaşamında.
Artık yorgun, bıkkın, vazgeçmeyi kabullenmeye çalışan bir hali vardı.
Vazgeçmeyi kabullendiğinde ölmez miydi ruh ? Aşk yoksa, ruhun yaşamasının ne anlamı vardı diye düşündü. "O" sandıkları gitmişti hep…Ya başka bir ülkeye..Ya başka bir kadına..Ya da her nereyeyse…Bu işte bir "iş" olmalıydı. Mesleğini besledi..Yazdı, çizdi, söyledi, düşündü, "düş"tü, uyandı.
Her uyanış, yeniden diriliş ve bir kabuk daha eklemek demekti, kırılan yerleri örtme çabası belki de..
Yazılarını okuyan insanları düşündü. Oldukça bencilce yazılan bu yazılarda, insanlar kendilerinden birşey buluyorlar mıydı? İnsanların bir çoğunun ortak paydasında aşk ve acı var mıydı? "Kimbilir " diye düşündü omzunu silkerek..Son birkaç haftada Hindistan, Irlanda, Ingiltere, Almanya, Brezilya ve Amerika'dan okuyucuları vardı. Orada yaşayan Türkler miydi? Orjinal dilinde mi okuyorlardı? yoksa google amca çeviri mi yapıyordu onlara? Hakkaten "google" amca mıydı, teyze miydi ? Galiba gözlüklü, hafif kırlaşmış kıvırcık uzun saçlarıyla, mavi papyonlu, kırmızı yuvarlak çerçeveli gözlükleri olan bir amcaydı..Daktilosundan vazgeçemeyen ama ölümsüzlüğü tatmış, son model Apple'ının yanında köhne daktilosunu arada sırada paslanmasın diye kullanan…
Dağınıktı zihni..Odası gibi…Arada toplasa da birkaç gün sürmüyordu bu sukunet. Masaüstü karışık, aklı karışık, sanrılarından yorgun, iflah olmaz aşka aşık bu kadın, yalnız ölecekti biliyordu.
Herkes yalnız doğuyordu, şanslıysa bir dönem aşkla yaşayıp, yalnız ölüyordu.
Kadın aşkı mesleğiyle tatmıştı. "O" asla gitmeyecekti. Hem yalnızlık o kadar da kötü değildi. Alışılmış yalnızlık, insanın kaderi olurmuş. Bu lafı da şimdi buldu, "pek de fiyakalı oldu" diye düşündü. Belki birileri söylemiş, aklının bi yerinde havada asılı kalıp da buraya konmak istemişti.
Tek bir insan istiyordu, ömrüne eş, eşine ömür olacağı.
Birlikte sessizliği paylaşacak…Dans edecek…Tek bir "insan". Çok mu zordu?
29 Nisan 2014
22:20
SA