31 Temmuz 2015 Cuma

Büyüyünce anlarsın...

Duygu değişir mi? diye sordu.

"Hayır" dedi, bazen dönüşür.

"Nasıl yani? Suyun , buhara dönüşmesi gibi mi?"

"Hayır" dedi. "Havanın içine ruhun karışması gibi...Büyüyünce anlarsın."

O günden sonra hiç büyümek istemedi. Çocuk kaldığında kendince anlamlandırdıklarına inanmak hep daha kolaydı. Hayal dünyasında isterse onu görür, isterse onunla konuşabilirdi.

Göremese de…Dokunamasa da…

Çocuksa , hissedebilirdi..

Büyükler , hislerini aldırmış gibi davranıyorlardı.

"Aya baktım seni gördüm, sana baktım beni gördüm" derken çocuk,

Büyükler ;

"Aya baktım seni gördüm, sana baktım ayı gördüm" diyebiliyorlardı.

Kütüphanesinden bir kitap çekti rastgele..Özdemir Asaf düştü gözlerine...Gözü kapalı bir sayfa açtı ve ;

"Bir şey kaldı gecelerden birinde
Senden.
Öncesinde bilinmemiş birşey,
Silinmez bir ses gibi giden…
Kelimelerden büyük, kelimelerin içinde,
Bir şey kaldı senden
Yaşamaları'ın arasında kaçamaklı.

Veriliş rengi başka, alınış rengi başka…
Söylemeye vakit kalmadan
Dudakların altına bırakılmış bir şey.
Karanlıkların tam ortasında bir kırmızı nokta…
Gözlerce pırıl pırıl, ellerce saklı.

Bir şey kaldı , bir denizin kıyısında senden,
Bakışlarla yüklü, söylemelerle sessiz…
Seninle dolu, seninle sensiz birşey…
Arandıkça bulunmamış yıllar yılı,
Bulundukça aramaklı."





SA
31 Temmuz 2015
Niğde

* Şiir ; Özdemir Asaf' a aittir.

21 Haziran 2015 Pazar

Gündelik üstü olmak & Gülümsemek üzerine...

Az önce Gülümsemek başlıklı bir yazı yazma kıpırtıları belirdi zihnimde, kıvılcımlar çakmaya başladı . Kıvılcımlar sönmeden, ne çıkarsa iz olsun kağıda derken, annem seslendi içeriden..
Selmiiiin, gelseneee harika bir program vaaaar..
TV'de Ayla Algan ile ev sohbeti vardı ve ne yazık ki sonuna denk gelebildim. Çocukken Şehir Tiyatroları'nda yaptığımız dersler geldi hatırıma, an'lar…Çekingen bir çocuktum ve çember içerisinde otururken beni bir hikaye anlatmam için çember ortasına aldıklarında çok utanmış, yere bakarak hikayeyi anlatmaya çabalamıştım..Öyle güzel bir örmek vermişti ki Ayla Algan, devekuşu kafasını toprağa gizler kendinin gorünmediğini sanar diyerek..7 yaşlarındaydım..Hala kulağımda çınlar..

Bugün dediği cümle ; son 7 dakikadır kulağımda çınlıyor.."Gündelik üstü olmak"..Yaratıcı olmak. Bu illa ki sanatçı olmayı gerektirmiyor, diyordu.. Sezer nenemin lahana dolması ve çilavı hala akıllardaysa ölümsüz olmuştu bile…

Gün içersinde yaşamlarımızda ne çok şey akıyor, zamanla paralel..Son birkaç senedir yaptığım herşeyde bunu yakalamaya çalıştığımı fark ettim. Düzenlerden feragat etmek, aslında bir nevi özgürleşmek..Gündelik üstü olmayı deneseniz ya…Kendiniz için…

Günümüz insanının gözlerine baktığımda neler görüyorum..Kendini ispat etme çabası, kendini övme, kendi reklamını yapma..İnsan bir ürün mü ki reklamı olsun…Ya da insan hayatı matematik formülleriyle ya da mantıkla açıklanabilir mi ki ispatı olsun…
Herneyse…
Bu aralar bolca gülümsüyorum.

SA
21.06.2015

11 Haziran 2015 Perşembe

Tanı...

Diyor ki Rollo May;

“Geçmişte kendimizi yönlendirdiğimiz eski mitler ve simgeler yok artık ; kaygı kol gezmekte ve biz, birbirimize sıkıca sarılıp, hissettiklemizin aşk olduğuna kendimizi ikna etmeye çalışıyoruz. İrademizi kullanmıyoruz , çünkü bir şeyi  veya kişiyi seçersek diğerini kaybedeceğimizden korkuyoruz ve kendimizi şansımızı denemeyecek kadar güvensiz hissediyoruz.”

Durdum ve düşündüm..Aklıma ilk gelen cümle “Denize düşen yılana sarılır” atasözü oldu.

Deniz; yüzme bilmiyorsak eğer düştüğümüzde bizi zorlayabilecek, içinde çırpınacağımız , yaşam savaşı vereceğimiz fakat yaşadığımız dünyanın olmazsa olması su birikintisi..
Yüzme biliyorsak ( ki her canlının genlerinde hayatta kalma adına yüzebilmek için gerekli bilginin olduğunu düşünüyorum ) şayet, keyfine varacağımız hatta evrenle bütün olacağımız anları yaşayabileceğimiz bir süreç aynı zamanda..

Yılan; bir hayvan..O da yaşadığımız dünyanın bir parçası..Ve evet kimi zaman zehirli çeşitleri var, zarar verebilir fakat insanların zarar vermeyeni var mı? Fiziksel, ruhsal ve duygusal olarak..

Denize düştüğümüzde yüzme bilmiyorsak yılana sarılma ihtiyacı nereden kaynaklanır? Tutunacak bir dal arayışından belki..

Kesinliğin olmadığı konuları seviyorum.Seçenekleri de..

Konu aşk olduğunda durum değişiyor..

Bir tane “o” var. “O” kimse şayet…

Tanı : Aşk

Bunu tanımlamak da yaşamak da aslında hem irade dışı ve hem de irade içi..
Hem dışında , hem içinde olmak iradenin, kesişim kümesinde “sen” ile “o” nu buluşturuyor aslında..

Yokmuş gibi sevmek, varmış gibi özlemek, sarılmadan varlığını hissetmek…
Tanı kendini…Derinliğini…


Denize düşersen de aşk’la çırpınmalı, aşkla yüzmeli, öleceksen de aşkla ölmeli...


11.06.2015

SA

28 Mayıs 2015 Perşembe

" Hayal kırıklığı hissetmeye hakkın var "



Sabah uyandım..Birkaç zamandır sebebini bilmediğim bir huzursuzluk var içimde..Zamansız kalp çarpıntıları, nedensiz sandığım endişeler yaşıyorum.
Yapacak birkaç işimi yaptım, hazırlanacak bir program, gönderilecek mailler vs.. Derken aldım elime Masal Terapi kitabını..Hadi totem zamanı dedim kendime..Bir sayı söyledim..157…Eş zamanlı rastgele sayfa açtım..Kitabın 157. sayfasıydı karşımda duran..ve diyordu ki ;
" Hayal kırıklığı hissetmeye hakkın var "

Sahi ne zamandır hayal kurmuyordum? Kırılacak diye korktuğumdan mıydı yoksa ? Hem bu korkular da nereden çıktı böyle..Ben böyle değildim ki..Hayal kurar ve tüm hayallerimin gerçek olduğuna şahit olurdum hep..

Son dönemde ne yaşarsam yaşayayım bırakıp , uzaktan gözlüyorum..Bir yere kadar müdahale edebileceğimi bildiğimden midir, yorgunluktan mıdır?

Yooo mutsuz değilim.. Aksine küçük mutlululukları seviyorum.. Penceremden içeri dolan kuş cıvıltılarını,sabah kahvaltılarımı, yolda yürürken çiçekleri koklamayı, pusetteki bebeklerle göz göze gelip onlara göz kırpmayı, sokaktaki kedilerle konuşmayı…
Hem mutluluğun büyüğü küçüğü olmaz ki..
Hayallerin de öyle..
Hayal kırıklığı hissetmeye hakkım var.

SA
28 Mayıs 2015

25 Mayıs 2015 Pazartesi

Yalnızlığı seçmek...

Yalnızlık bir seçim midir, kader mi? Seçimlerimiz mi kaderimizi çizer, yoksa kaderimiz mi seçimlerimizi belirler?
Hayatımın son şu son 2,5 yılı kendini tanıma, derinleşme ve aydınlanma çağı gibi..
Bir süredir de yıkım yaşıyorum.. Bu yıkım ölçülebilir, her hafta gözle görülebilen bir yıkım..Kimi zaman yakın arkadaşlarımın dahi seni gördüm ama ilk bakışta tanıyamadım dediği türden bir değişime sebebiyet veren bir yıkım. Birşeyler yıkılıp atıldıkça vücudumdan, ruhum dolanacak alan buluyor kendine...Daha çok düşünüyorum, ve daha çok cevap buluyorum.
Yalnızlığımın 8. yılını kutlamaya az kaldı.. Kutlanacak birşey mi diye sorsanız cevabını ben de bilmiyorum..Fakat şunu biliyorum ki ; hayatıma, yaşamıma, özüme değecek kişiyi bekliyorum. Değmek "değer" anlamında değil elbet..Dokunmak, değer katacak anlamında…
Yoksa da yoktur, varsa "elbet" gelecektir…
Bu sürede önceki ilişkilerimdeki hatalarımı gördüm, özümsedim , sebeplerini buldum kendimce..Ve kimi zaman ne kadar da boş yere üzdüğümü, üzüldüğümü..Kaprislerin, alınganlıkların ne kadar gereksiz olduğunu..Ama işte insan bu ya..Yaşayarak deneyimleyen..
Hayatımı adamayı sevdiğim mesleğim yalnızlıkla beslenir.. Belki de bu yüzdendir sebep..
Yanına giderken heyecanlanmadan gideceksem, adımlarım koşarcasına ona doğru olmayacaksa gitmem daha iyi…Zaten yalnızlık da kötü değil ki...Bir de biraz yorgunum sanki.
İncinmekten ve korkulardan uzak kalmalı artık..
Hem bahar da geldi…

25.05.2015
SA

8 Mayıs 2015 Cuma

Bedel...

Bir süredir yıkım yaşıyordu…Ruh ve bedeninde…Aslında bilinçli bir seçimdi..Yeniden doğmak, yenilenmek…Yeniye ilgi duymazken nereden çıkmıştı bu "yeni" sevdası.
Sevdalanacağı birşey kalmadığından belki de…
Ruhundaki yıkım yavaş gerçekleşiyordu…Zaman sanki daha ağır işliyor gibiydi…
Bedenindeki yıkım, sanki yıllardır bu anı bekliyormuşçasına zamanı alt üst ediyordu. Bedeninden ve ruhundan fazlalıkları atmak mıydı olağan, yoksa kendinden kaçmak ve kimi parçalarını, sanki atom bombası atmışcasına terk eylemek miydi…

Bir bedeli vardı elbet..
Yıkım var idiyse, çökmeler kaçınılmazdı.

SA
08.05.2015

7 Mayıs 2015 Perşembe

Ne yaptın?

Su susar.. Balıkların hikayesi gizlidir sırlarında…Kendine fısıldanan itirafları sımsıkı tutar molekülleri arasındaki bağlarda..O bağlar belki de insanların ve balıkların hikayeleriyle besleniyordur?
Bazen kayalara taşlara fısıldamaya niyetlenir , bağın zayıflamasından çekinir, başka şeyler anlatıverir. Kıyıda dinlenen insanlar , sesini dinler…Huzur bulur kimi..Ne anlattığını bilmeden..Anlamlandırır.
Derken bir çocuk taş atar.. Diğer çocuk bakar..Ne yaptın?
Denizin canını acıtacaksın!

SA

06.05.2015
Suadiye sahil