28 Ekim 2014 Salı

Nike mı? Bir daha mı?

İki hafta önce spor ayakkabı ihtiyacım nedeniyle civar mağazalarda araştırma yaptım ve sonunda hem beğenime hem de bütçeme uygun bir spor ayakkabı bulmayı başardım. Maceram böyle başladı.
Erenköy'de daha önce de spor alışverişi yaptığım bir yer olan Sports Works'ten yeni cicilerimi denedikten sonra , aldım ve o günkü yürüyüşümü yapmak üzere sahile vurdum kendimi. Fakat kendimi sahile vururken, ayakkabının da arkadan vurması beklemediğim bir durumdu. Yaklaşık 15 dakika yürüdükten sonra her iki bileğim de yaralanmıştı ve canım ciddi şekilde yanıyordu. Hemen dolmuşa binip eve ulaştım. Ayakkabıları da kutusuna kaldırdım, ertesi gün geri götürmek üzere.
Ertesi gün mağazaya götürdüğümde müdürlerinin izinli olduğunu, yardımcı olamayacaklarını  , bir sonraki gün yardımcı olabileceklerini belirttiler.
Bir sonraki gün, yeniden gittim. Yapılabilecek tek şey, ayakkabıyı fabrikaya göndermek ve gelecek olan cevabı beklemekmiş. Bu süreç iki haftayı bulabilirmiş fakat yardımcı olma çabası yüksek olan mağaza görevlisi bir hafta içinde sonuç bildirilmesi içın elinden ne geliyorsa yapacağını söyledi.

Bugün 12. gün.. Bu süreç içinde iki kez mağazaya gittim fakat bu sabah ne yazık ki, Nike taşındığı için henüz işleme dahi alınmamış olduğunu öğrendim.

Mağaza görevlilerinin samimiyetine ve çözmek için çaba sarfettiklerine inanıyorum ama dünyadaki lider spor ayakkabı markası Nike'ın bu ilgisizliğine anlam veremiyorum. Nasıl bir müşteri hizmetleri sistemi var merak ediyorum !

Mağazanın, dışarıda giyilmiş bir ayakkabıyı tekrar satamayacakları için geri alamayacaklarını anlıyorum.
Fakat müşteri olarak her iki ayağımı da yaralayan ayakkabıyı giyemiyorum, giyemeyeceğim. Düzenli yaptığım egzersizlerim 12 gündür aksadı ve aksıyor.

Mağaza geri alsa zararlı çıkıyor. Şu anda da ben zarardayım. Ne olacak peki?

Anlayamadığım bir sürü şey var…

Çaçaron müşteri olmak, oraya buraya şikayet etmek tarzım değil. Fakat sistem sanırım buna mecbur ediyor. Twitter'da gönderi yazdım cevap gelir mi, ya da işlemi hızlandırır mı bilemiyorum. 
Eskiden , GSM operatöründe görev yaptığım dönemlerde,  şikayetini yazılı mercilerden ileten müşteriler için ekstra özen gösterilir en geç 24 saat içinde  problemin çözülmesi için seferber olunurdu. 

Şimdilerde , gemisini kurtaran kaptanlar emekliye ayrılmış , güneyde organik domates yetiştiriyorlar.
İnsiyatif mi?  sözlükte bir kelime…

28 Ekim 2014
SA


9 Ekim 2014 Perşembe

Kurtlu Elma...

Kimi kavramlar vardır, düşündüren.

Platonik aşk mesela…

Müzisyen kafasıyla bakarsak pla"tonik" ;  diziye adını veren sesten yola çıkarak , hayatının yolunu çizen bir durummuş gibi algılanabilir. Ki bence kesin öyle…

Felsefi olarak bakıldığında "Platon"ik ; Platon'un Devlet adlı eserinde bahsi geçmiş kaynaklara göre..Öyle ütopik bir devletmiş ki bu,  gerçekleşmesi mümkün olmayan fakat ola ki gerçekleşirse tadından yenmeyecek olan. Ki bence böyle de...

Kelimeyi kesip bölme , biçme bakımından "Plato"nik olarak ele alırsak ; Plato'yu dekor olarak düşünelim, nik'i de mahlas yani güncel deyimiyle nikneym ;)… Gerçek olmayan bir düşü yaratmaya , yaşatmaya çabalamak zihinde..Ki kısmen de öyle…

Aşk, öyle kuvvetli bir his ki, yaşadığını anlaman için karşılıklı olması gerekmiyor. Bağı hissettiğin anda , gerçekliği başlıyor. O bağ bazen gevşiyor , bazen geriliyor , bazen o bağa ortaklar çıkıyor, bağ ağırlaşıyor, hafifliyor fakat kopmuyor. Sadece ipin diğer ucundaki uzaklaştığında, hissetmek güçleşiyor.

Platonik aşk, tensel değil, tinsel olan.

Sanılanın aksine, Platonik aşk karşılıksız aşk demek de değil. Aşk da , karşılığı da evrende, kainatta, boşlukta bir yerde mevcut.

Belki henüz zamanı gelmediğinden, belki de reenkarne öncesi hayatlarda yaşandığından, belki de yaşanması gereken bir dizi olaylar zinciri olduğundan o  bilince ulaşmak için beklemek uygun. Kimine göre ise de tercih.

Bir defa yaşadım, yaşıyorum. Daha önce hiçbir şey nefesimi kesmemişti onun kadar.
Müthiş bir deneyim.
Yaşamayı, ölümü , havayı, bulutları , güneşi , yıldızları, aileni sevmek gibi…Parçan gibi…ruhundan…


Tabii bir de bir yanda ailenin, beyninde ve ruhunda olup bitenlerden habersiz,  sualleri var...

- Eee yok mu birisi hala? ( Olmuyor, olamıyor ( Susam Sokağı'ndaki Kermit'in piyano çalamaması gibi ) )
- Sahne aşkını anlatırsan hep olamaz tabii ?
- Babam'dan.. "Oxfort'dan vazgeç kızım İstanbul Üniversitesi'nde karar kıl, yoksa bu gidişle Sütçü İmam görünüyor ufukta :) " ( Oxfort olursa olur, yoksa valla da okuman billa da okumam :)  )

Kıssadan hisse ; Aşk güzel şey, Platon'un kuşu mu dersiniz, Eros'un oku mu bilemem…Gökten üç elma düştüğünde, biri Adem'e, biri Havva'ya, diğer kurtlu olan da tüm insanlığa…


SA
10 Ekim 2014
















30 Eylül 2014 Salı

Belki..ler..

Kalp ağrır bazen.. Durduk yerde bir sancı saplanıverir inceden. Ruhunla işbirliği yapmış , nasıl ağrımasın. Gerçi bilim'e göre bir manası vardır muhakkak.
Belki dünden yediğin yiyeceklerin etkisindendir. Kurufasülye dokunur ya hani. Baskı yapıyordur belki, kimbilir?
Bilirsin, ondan değildir.

Hekim diyecektir ki belki, bu kadar zorlama kalbini..
İçindeki manaları anlayan , yine bir tek sen.



Kalp ağrır bazen. Bilime göre bir nedeni yok diyorlarsa da, sana göre bir nedeni var.

Kanını damarlara yolladığı her anda , çabalayarak onu da yollar her yerine.. Sen, zamanla onunla bir olursun böylece. Yanımda olsaydı, yorulmazdı kalbim belki bu kadar diye düşüne dururken...Ağrısın ki varlığını yanımda hissedeyim diye avunurken. Saniyeler, saatler, aylar, yıllar geçer gider.


SA
30 Eylül 2014



22 Ağustos 2014 Cuma

Hhaaapşiiiuuu! Çok yaşa!

- Hhaaapşiiiuuu!

( Sevginin farklı boyutları varmış. Biri seni sevmiyorken , onu sevmekten vazgeçmemek gibi. 
Görüp görmemek, duyup duymamakla geçer ömrünün onunla süren döngüsü. Ya vardır , ya yoktur kadar basit değildir. Siyahla beyaz arasındaki tonlarca uzaklık ve bir o kadar da siyahın beyaza yakınlığı gibi..Saat çubuklarının bir araya gelmesindeki o kısa süreli sevinç , ah zaman durdu!  dediğin andan öte, pili bitse de şu lanet saatin öylece sarılıp kalsak dediğin andan beri. Gençlikteki kalp çırpıntısıydı, ben de burdayımın , ben de varımın çırpınışı. Şimdilerde ; ben burdayım, varım da, sen nerdesinin sessiz ,gürültülü ,kırgın , yalın çığlığı.

Hiçliğin içinde , var olma çabası ile duvarlarına çarpan , hiçlik duvarını piçlikle aşabileceğini sanan , yegane duygu aşk. )

-Çok yaşa!
- Hep, beraber !   


















SA
16 Agu 2014
Gümüşlük / Bodrum

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Eskilerde bir yerde.

Gelecektin ya o gün…
Ayaklarım titremişti, sahneye adım attığımda.
Kimbilir kaçıncı oyundu?
Heyecanım hep vardı da..
Bu, bir başkaydı !
Oysa 3 gündür de prova ediyordum,
Sanki her defasında oradan izliyormuşsun gibi beni…
Hayatın provası olmaz derler ya,
doğruymuş.

Bir ses, bir fotoğraf hala derinliği anımsatır bana..
Senin bendeki derinliğini…


SA
09 Ağustos 2014

31 Temmuz 2014 Perşembe

Şerefe !

Hiçbirşey şaşırtmaz olmuştu artık onu.
Geleceğim diyip de, gelmeyen sevgililerden tutup da,
Arayacağım diyip de, aramayanlardan.
Göz kırpıp da, başkasına koşanlardan…

Yoksa, anlamı kadar mıydı yaşamı…
Anlamlandırdığı kadar mıydı?

Yüklediği anlam karşısındakine…
Verdiği kıymet…Kadar…ve Karar...

Bir döngü vardı.
Başlamasıyla bitmesi arasında geçen, takribi 25 gün…

Bıraktı…

Gülüyordu kahkahayla,
Kahkahayla gülmek ülkesinde ayıp adlediliyordu şu sıralar…
İnadına gülüyordu…
Yalnızlığına kaldırdı kadehini,
Onu tek terk etmeyen, kendine...
Ve yüksek sesle haykırdı.
Şerefe !

SA
31 Temmuz 2014
Dragos


13 Temmuz 2014 Pazar

Çok biriktirmemeli "artık" ...

Gün içinde,  birçok defa ,  aklıma blog yazısı olabilecek fikirler geldi.. Erteledim. Ve şimdi bilgisayarımı açtığımda uçuşup gitmişlerdi.

Hayatımıza bazen insanlar girer. Yaşanabilecek bir takım şeyler ertelendiğinde, uçuşup giderler onlar da fikirler gibi.

Neden erteler insan?

Vakti olmadığı için? Korkuları yüzünden? Cesareti yoktur belki o an?
Peki dönüp baktığında geçen zamana…

Birkaç gün önce çok zor bir gün geçirdim. Sabahtan itibaren her işim ters gitti. Genelde herşey yolunda gider hayatımda..Tesadüflere çok yer açmadığımdandır belki. Plansız gözüken planlılardanım belki de... Rölantide çalışan bir makine gibi…( Ne sıkıcı geliyor kulağa..)

Ardı arkası kesilmeyen olumsuzluklardan sonra , gün sonunda bilgisayarım çökerek son darbeyi vurdu. Oysa ki daha bir gün öncesinde 5 yıldır emektarım, gık demedi diye övünmüştüm. Bilgileri kurtaramadık fakat yeni bir harddisk takılarak sorun çözüldü.

Çok basit olan şeylerin dahi ardında anlam aramayı seviyorum. Yaşadığım o talihsiz gün, bana beni hatırlattı. Fazla yükleniyor, fazla düşünerek fazla yoruyorum beynimi. Mekanizma öyle iyi çalışıyor ki devreler yanmadan soğutucular devreye giriyor :) İnsan vücudunun mucizesidir gözyaşı...

Son birkaç günü düşündüm. Geçmişe yönelik duygularım su yüzüne çıkmıştı. Bilincim rüyalarla bu tıkanıkları çözmeye çabalıyordu. Yorulmuştu. Al sana dedi hayat..

Yenilenen ve geçmişten eser kalmayan bilgisayarım ve ben yeni yolculuklara yelken açmaya hazırız. Çok biriktirmemeli "artık"

SA

13 Temmuz 2014
Niğde