18 Eylül 2013 Çarşamba

Sen'li Ben'li...




Yalnızlığının kaçıncı günü bugün?
Sahi, senin yalnızlığın ne zaman başlamıştı?

Bugün yalnızlığımın 12225. Günü…Hayatımda ailem,sevdiklerim, dostlarım, arkadaşlarım olsa da hep yalnız hisseden ben miyim diye sorgularken karşılaştım seninle…

Senin de mi
yalnızlığının 12225. günü?

Memnun oldum.

Bendeki senden, sendeki bene hürmetlerle…





SA
19 Eylül 2013

16 Eylül 2013 Pazartesi

Çürümeye yüz tutarsan...



Bir kokuya bürünür yalnızlık,
Usul usul eriyen mumun sıcaklığında...
Üşütür ruhu, acımasız hayat kırıklıkları,
Cehennem bile ısıtamazmış gibi olur…
Yorgunluktan çürümeye yüz tutan,
Yalın halleri sevdiğini sanan kadının sanrılarında...






SA
15 Eylül 2013
Dragos


14 Eylül 2013 Cumartesi

Seç"im"ler & Seç"enek"ler



Seç…
İm…
Ler…
Seçmek ve işaretlerin, hatta bir diğer anlamıyla alametlerin bir arada oluşu..
Yaşamımız boyunca farkında olarak ve de olmayarak ne çok şeyi seçiyoruz.İçtiğimiz suyun markasından, fırın rafında sırada bekleyen ılıcık ekmeklere…Arkadaşlarımızdan, okuyacağımız kitaplara…Çayı kaç şekerli içeceğimizden , yanında diyet bisküvi yiyip yememeye kadar…Ya da şekersiz çayı tercih edip yanında bebe bisküvisi yemeğe kadar…

Biz kimiz ?
Seçtiklerimiz miyiz?

Seçimlerimizle mi anlamlandırıyoruz yaşamlarımızı? Ya da anlamsızlaştırdığımız şeyler yitip giden o diğer seçenekler mi?

Yoksa aslında seçenek demek….
Seç ve enek kelimelerinden geliyorsa şayet…
Enek ;
“Enenmiş, burulmuş, erkekliği giderilmiş.” demekmiş...

Gerisi size kalmış.

Çünkü kafa karışıklığım yine baki kaldı bende…


SA
14 Eylül 2013

Not : Bu yazının üzerine mükemmel kurgusuyla Mr. Nobody 'yi tavsiye ederim.
http://www.imdb.com/title/tt0485947/

10 Eylül 2013 Salı

Ü-topic


Gökyüzünde bir pencere gecenin simsiyahında…Işığın yansıması, insanın yanılsamasıyla oluşan…Sanki o pencereden kaçsam bambaşka bir boyuta geçecekmişim gibi…Duruyor orada…Belki birazdan bir ışık kapanacak ve kaybolacak gecenin çöktüğü saatin an’larından birinde…

Hayal ediyorum o pencerenin ardındaki insanca yaşamı…ve hayal ediyorum savaşmadan, sevgiyle, birbirlerine samimi gözlerle bakan, sıcak ses tonuyla konuşan insanları…Kimsenin saçma sapan nedenlerle, 20’li yaşlarında ölmediği…Kimsenin vatanının topraklarını koruma derdine düşmediği…Bütün renklerin kabul gördüğü, insanların birbirini anlayıp saygı gösterdiği bir yaşamı…

Yüksek sese tahammül edemeyen ben, kulağımda çınlayan seslerle yaşayamıyorum artık…Bir bebeğin ağlaması bombalanan şehirlerde, bir gencin yaralanması hatta ölmesi havai bir fişekle, bir annenin feryadı, bir halkın çığlığı kulaklarımda…



Pencere pencere söyle bana…
En güzel şey ne ola ki
bu fani dünyada?


SA
10 Eylül 2013
22:50
Dragos

7 Eylül 2013 Cumartesi

Bir karakter…Bir veda…




İnsanız…Karakter, seciye, huy…Ne denirse denilsin özelliklerimiz var.Bir de özümüz yani ruhumuz…Aynı ruha başka karakterler giydirmek ise oyuncuların işi…ve ne zor bir süreç…ne de tatlı…Bir karakteri oluşturmak , oluşturmaya çalışmak kolay olmuyor prova süreçlerinde…İnsanın meşgalesi sadece ve sadece o oluyor en iyisini bulabilmek adına kendince…
Bakışından, duruşuna… Ses tonundan, mimiklerine…Dokuz doğurmuştum içimdeki Penelope Pennywise’ı bulabilmek için… Bulabildim mi? Orası benim için muamma…
Her şeyin bir sonu olduğu gibi, karakterlerin de bir süresi var.
Penelope Pennywise miadını doldurmuş gözüküyor.


Seni tanımaya çalışmak ve 189 kez sen olmaya çabalamak güzeldi be Penelope…Hoşçakal…Özleyeceğim seni…








SA
08.09.2013
Dragos